Çok uzun zamandır konuşulan, merak edilen, ne giydi, ne giyecek, sahneye nasıl çıkacak diye diye merak ettiğimiz Gülşen önceki gün bir basın ordusunun ve dostlarının karşısına çıktı ilk kez sahne dışında.

Genellikle konserlerinde röportaj vermiyor, organizasyonlara katılmıyor. Kendisini sadece sahnede gösteriyor ve ne gerekiyorsa da sahnede yanıt veriyor. Gerek kıyafetleri ile gerekse bir şarkı ile.

Ve önceki gün İstanbul'un muhteşem havasında öğlen güneşinde Ritz Carlton'un roof'unda kıyafet koleksiyonunu tanıttı.

Meşhur "Ateşten gömlek" en ön sıralarda yerini aldı.

Öncelikle ilk kez böyle bir anlaşma yapıyor Gülşen. Çünkü geçen Temmuz ayından bu yana biz Gülşen'i sadece kıyafetlerini konuşuyoruz. E haliyle bir koleksiyon çıkartması elzemdi ki, geç bile kaldı. Ve işte tam da bu nokta da, genç kuşak Mert Ayaydın ve Hilal Tunç böyle bir proje ile 12'den vurmuşlar. Eğer amaç söz ettirmekse budur. Doğru seçim.

Koleksiyon da gözlemlediğim kadarıyla tamamen Z kuşağına doğrudan hitap ediliyor ki, sokakta gördüğüm şu meşhur kuşak tam da Gülşen tadında giyiniyor. Giyinmek istiyor. Özgür ve "Bana karışma" modunda. Ki aylardır yazıyoruz, çiziyoruz, konuşuyor. Ve evet lütfen kadınların kıyafetlerine karışmayın.

Gülşen'in heyecanı büyüktü. Keza bu konularda basın ile pek konuşmayan Gülşen önceki gün de kuralı bozmadı ve "Ben cevabı sahnede veriyorum" dedi. Ki bazı kıyafetleri sadece sahnede giydiği gibi.

Hatırlarsanız geçtiğimiz günlerde sokakta çekilen bir fotoğrafı var. Gayet normal. Velhasıl yazsak, çizsek bazılarına boş olan bir mevzu ama şu var ki, sahne özel bir yer. Orada kim ne isterse öyle giyinir. Nokta.

Bu arada Gülşen, son zamanlarda kıyafetleri ile gündem olan Melis Sezen'e kendi tasarımlarından gönderip, "Canım Melis göğsünü gere gere giymen dileğiyle Gülşen" diye ne not düşmüş.

Kadın dayanışmasına bayılıyorum. Verilen mesaj açık ve nettir.

Nasıl geçti habersiz bir Salı günü

Önceki gün şöyle başladı "Ah canım ne tatlısın", "Ah ne kadar zayıfsın", "Ah ayakkabın çok güzel", "Ah tatlım", "Ah tatlım", "Ah tatlım beni çeker misin?", "Ah ah ah" diye diye bol bol infulencerlı bir Salı günü geçirdim. O kadar hızlı, o kadar renkli, o kadar janjanlı bir Salı'ydı ki, gece eve ulaştığım zaman "Allah'ım ben ne yaşadım" dedim. Şöyleydi; -Sabah güne Serenay Sarıkaya'nın partisi ile başladık Les Ottomans'ın havuz başında. Sabah güneşi tepemizde. Sağımız, solumuz, önümüz, arkamız influencer kaynıyor. Ve kendimi aşırı yabancı hissediyorum. Ve toplasan 10 ya da 20 kişi tanıyorum. Gerisi muamma. Asla yenileri tanımıyorum. Tanıdık birilerinin yamacına sığınıyorum. Çünkü az biraz tırsıyor, az biraz korkuyorum. Sürekli "O kim?", "Bu kim!" diye eşime dostuma soruyorum... Korkma ve tırsma nedenim. Çok başka bir dilleri var. O dillere aşina değilim. Ama kabul de ediyorum artık onların dünyası... Çek babam, çek anam, çek çek çek... Çek yayınla... Nefes aldıkları bölüm bu... E ben de nefessiz kalmamak için aralarında bakıyorum, anlamaya çalışıyorum ama itiraf ediyorum çözemiyorum. Neyse Serenay Sarıkaya'nın bir jean markası ile yıllardır yaptığı koleksiyon tanıtımı. Serenay yine olay ötesi geliyor ve şaaak... Ve tüm ilgim kendisine kayıyor. Kadın yine olaydı... Sabah sabah bizi kesinlikle kendimize getirdi. Budur!!! Tabii ben acemi bir infulencer olduğum için oradan sonra ikinci organizasyonum için diğer işlerime koşturdum. Fakat Serenay partisinden bazıları "Oraya yetişmem gerek", "Buraya yetişmem gerek" diye diye koşa koşa gitti. -Ben ikinci durak Gülşen'e gittiğimde sabah gördüğüm ekip ve daha fazlası oradaydı. Ve evet bingo!!! Yine tanımadığım bir sürü yüzler de oradaydı. Ve evet ben yine "O kim, bu kim, şu kim" diye diye geçirdim. Ama aşırı güzel kız gördüm onu da söyleyeyim. Hepsi fıstık gibi. Fakat çoğu estetikli.. Yapmayın etmeyin anacağım. Daha 20'lerinizdesiniz ne gerek var... Fakat davette Çağla Şıkel ve Burcu Esmersoy fırtınası esmedi desem yalan olur. Fıstık gibililerdi yine. Ve yine herkesin gözleri ikisindeydi. Bu arada Burcu Esmersoy'un evlilik teklifi edilen şu meşhur yüzüğünü de gördüm... Kızımız üçüncü kez mutluluğa "Evet" diyecek. Oh mis haydi hayırlısı... -Salı bitmedi efendim koştur koştur bir yemeğe yetiştim. Şöyle bir yemekti; Böcek Yapım'ın yüzde 51'ini satın alan OTTO'yu bize anlattılar. Hedeflerini, planlarını, projelerini. Dijital dünya malum aldı başını gidiyor. Disney'in de piyasaya girmeye hazırlanması ile iyice kaynıyor. Bakalım önümüzdeki günlerde nasıl projeler gelecek ancak şu var ki, güzel yapımlar ve diziler izlemeye devam edeceğiz. Haydi hayırlısı diyerek bitirmedim elbet Salı'yı... -Ben bittim, salı bitmedi dediğim bir gün sonunda Ebru Erberdi'nin 7 Catring de "Yaza Merhaba" partisi vardı. Şükür şu meşhur gün boyu gördüğüm tipler yoktu. Oh dedim, şükür dedim. Süper dedim ve yıllardır tanıdığım gerçek dostları görmek yüzümü güldürdü ve mis gibi hızlandırılmış bir salı bitirdim. Bakalım haftaya salı kahramanımızı neler bekliyor? Neden şaşırıyorsunuz Derya Tuna, "Evlenebilirim yeniden" dedi bazıları şaşırdı. İyi de neden şaşırıyorsunuz. Kadın daha genç, bakımlı, güzel. Kendine çok iyi bakıyor. Yıllardır yalnız. Ve yıllardır hayatını oğluna adadı. Hatta, "Evimde erkek terliği yok. Bu hayatı ben seçtim. İstesem evlenebilirdim. Ki evlenebilirim de bu saatten sonra belli olmaz" dedi. Ki bence de neden hayatına birini katmasın ki! Gayet normal değil mi? Bazıları, "Aman İbrahim Tatlıses asla izin vermez. Ortalığı yıkar" diyor da Allah aşkına İbrahim Tatlıses'e artık laf düşer mi? Geçmiş, gitmiş. Üzerinden neler yaşanmış. Bu saatten sonra İbrahim Tatlıses'in karışması, olaya bir başka boyut getirmesi kadar başka bir saçmalık yok. Çünkü İbrahim Tatlıses, Derya Tuna sonrası sayısız kadınla oldu. Hatta evlendi ve çocuğu bile oldu. Derya Tuna ile resmi nikahı bile olmadı. Yani geçelim bu mevzuları. Derya Tuna'nın suçu ne!!! O yüzdendir ki, ben sonuna kadar destekliyorum. Derya Tuna'da fazlasıyla mutluluğu hak ediyor. Eğer bulacağına inanıyorsa, yaşayacağına inanıyorsa hiç durmasın. Aşk güzel şeydir.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR