Melda Kamhi Kosif, yeni kitabı 'Ruhun Fısıltısı' ile yeniden kitapseverlerle birlikte... Sanatı, kitapları, felsefeyi ve insan hikâyelerini seven Melda Hanım, okumaktan, merak etmekten, yeni bilgiler öğrenmekten asla vazgeçmiyor. Okuyucuyu içsel dünyasında keyifli bir yolculuğa çıkaran 'Ruhların Fısıltısı'nı konuşmak için bir araya geldik.
Röportaj: Aybala YILDIZ
‘Ruhun Fısıltısı’ isimli yeni kitabınız hayırlı olsun… ‘Aynalı Tılsımlar Dükkanı’ndan sonraki hazırlık süreciniz nasıl gelişti?
Ruhun Fısıltısı benim üçüncü kitabım. İlk kitabım Aynalı Tılsımlar Dükkanı, ikinci kitabım ise Destek Yayınları’nın felsefe serisinde yer alan ve Lao Tzu’nun ünlü sözü “Binlerce kilometrelik yolculuk tek bir adımla başlar” üzerine yazdığım kitaptı. Ruhun Fısıltısı ise yıllar boyunca tuttuğum notların, gözlemlerimin ve hayat üzerine yaptığım sorgulamaların bir araya gelmesiyle ortaya çıktı. İnsan ruhuna, yaşamın anlamına ve insanın kendisiyle kurduğu ilişkiye dair düşündüğüm konuları okuyucuyla paylaşma isteği bu kitabın temel çıkış noktası oldu. Amacım cevaplar vermekten çok, okuyucunun kendi hayatına farklı bir açıdan bakmasına alan açabilmekti.
Yeni kitabınızda okuyucuya insanın kendisiyle kurduğu bağı sorgulatıyorsunuz. Siz, peki kendinizle yüzleştiğiniz anlarda hayatınıza dair ne gibi çıkarımlar yapıyorsunuz?
Kendimle yüzleştiğim anlarda hayatın aslında yaşadıklarımız kadar, yaşadıklarımıza verdiğimiz anlamlardan oluştuğunu fark ediyorum. Yıllar içinde mükemmel olmaya çalışmak yerine daha gerçek olmayı, her şeyi kontrol etmeye çalışmak yerine bazı şeyleri olduğu gibi kabul etmeyi öğrendim. Geriye dönüp baktığımda beni geliştiren şeylerin sadece başarılarım değil, zorlandığım dönemler olduğunu da görüyorum. En önemli çıkarımımsa insanın kendini değiştirmeye çalışmaktan çok, kendini anlamaya çalışmasının gerçek dönüşümü başlattığı oldu.
Kitabınızın sonunda, okuru en çok hangi düşüncelerle baş başa bırakmayı hedeflediniz?
Kitabın sonunda okuyucunun kesin cevaplarla değil, yeni düşünceler ve farkındalıklarla baş başa kalmasını istedim. Çünkü hayatın en önemli sorularının çoğunun tek bir doğru cevabı olduğuna inanmıyorum. Eğer kitap bittiğinde okuyucu kendi hayatına farklı bir pencereden bakabiliyor, kendine uzun zamandır sormadığı soruları sormaya başlıyorsa amacına ulaşmış demektir. İnsanlara kendilerini oldukları gibi kabul etmenin ve hayatın içinde daha bilinçli bir şekilde var olmanın mümkün olduğunu hatırlatmak istedim.
Sanat, edebiyat ve felsefeye çok ilgisiniz. Bu alanlarda kıymetli çalışmalarınız da oldu. Melda Kamhi Kosif, kendini tam anlamıyla keşfedebildi mi? Yoksa hâlâ tanımaya devam ediyor mu?
Kesinlikle hâlâ tanımaya devam ediyor. İnsan kendini tamamen keşfettiğini düşündüğü anda öğrenmeyi bırakır diye düşünüyorum. Oysa her yaş, her deneyim ve her karşılaşma bize kendimizle ilgili yeni bir şey öğretiyor. Sanat, edebiyat ve felsefe benim için sadece ilgi alanları değil, aynı zamanda düşünme ve kendimi ifade etme biçimleri oldu. Bugün kırk beş yaşımda yirmili yaşlarımdaki Melda’yı daha iyi anlıyorum ama önümde hâlâ keşfedilecek çok şey olduğunu da biliyorum.
İnsanın yaşamında birçok dönüm noktası olmuştur. Sizin yaşamınızdaki dönüm noktaları ve buradan çıkardığınız dersler neler oldu?
Hayatımda birçok dönüm noktası oldu ama geriye dönüp baktığımda en çok zorlandığım dönemlerin beni dönüştürdüğünü görüyorum. Anne olmak, kayıplar yaşamak, bazı hayallerimin yön değiştirmesi ve hayatın bana sunduğu yeni başlangıçlar önemli eşiklerdi. Bu süreçlerden çıkardığım en büyük ders ise hayatın her zaman planladığımız gibi ilerlemeyeceği oldu. Bazen bırakabilmek, tutunmaya çalışmaktan daha büyük bir güç gerektiriyor. Ayrıca insanın hayatını belirleyen şeyin yaşadıkları kadar, yaşadıklarını nasıl anlamlandırdığına da inanıyorum.
Kişisel gelişim kitaplarındaki öğretileri, kendi hayatınıza adapte edebiliyor musunuz?
Kişisel gelişim kitaplarını bir reçete gibi değil, farklı bakış açıları sunan kaynaklar olarak görüyorum. Okuduğum her şeyi olduğu gibi uygulamaya çalışmıyorum. Bana anlamlı gelen düşünceleri kendi deneyimlerimle harmanlamayı tercih ediyorum. Aslında en büyük öğretmenin hayatın kendisi olduğuna inanıyorum. Kitaplar bazen yeni bir pencere açıyor ama o bilgiyi değerli kılan şey, onu günlük yaşamın içinde deneyimleyebilmek.
Yeni kitabınıza hazırlık süreciniz nasıl geçti? Zaman zaman sıkıştığınız, tıkandığınız ve duraksadığınız dönemler oldu mu? Sizde yarattığı hissiyat neydi?
Bu kitap uzun bir zaman dilimine yayıldı. Yıllar boyunca aldığım notlar, yazdığım kısa metinler ve biriktirdiğim düşünceler zamanla bir araya geldi. Bu nedenle belirli bir dönemde yazılmış bir kitaptan çok, hayatla birlikte olgunlaşan bir çalışma oldu. Elbette yazmaktan uzaklaştığım dönemler oldu. Ancak bunu bir tıkanıklık olarak görmüyorum. Bazen insanın yaşaması, gözlemlemesi ve düşüncelerinin demlenmesine izin vermesi gerekiyor. Yazmak benim için sadece üretmek değil, aynı zamanda anlamlandırmakla ilgili bir süreç.
Sanatkâr bir aileden gelen birey olarak, kızlarınız Melina ve Mayla’nın hangi konuda yaratıcı olduğunu ve özel ilgi alanlarını keşfedebildiniz mi?
Evet, ikisinin de yaratıcı yönlerinin oldukça güçlü olduğunu düşünüyorum. Küçük yaşlardan beri el sanatlarına yatkınlar; seramik yapmayı seviyorlar ve üretirken çok keyif alıyorlar. Özellikle Mayla daha küçük yaşlardan itibaren kendi hikâyelerini yazmaya başladı. Hayal gücünü kelimelerle ifade etmeyi çok seviyor ve kalemi yaşına göre oldukça güçlü. Melina’nın da sanatla, tasarımla ve estetikle doğal bir bağı var. Her ikisinin de üretmekten keyif alan, yaratıcı genç kadınlar olarak büyümelerini görmek beni çok mutlu ediyor. Bir anne olarak onları belli kalıplara sokmaktan çok, ilgi duydukları alanlarda kendilerini özgürce ifade etmelerini desteklemeye çalışıyorum.
Muhteşem bir anneye sahip biri olarak Yasemin Hanım’la anne-kız ilişkinizin dinamiğinden bahsedebilir misiniz?
Annemle ilişkim yıllar içinde anne, kız ilişkisinin çok ötesine geçti. Zamanla birbirinin hayatına eşlik eden, birbirini anlayan iki yol arkadaşı ve sırdaş olduk. Hayatımın en mutlu anlarında da en zor dönemlerinde de yanımda olduğunu bilmek bana her zaman güç verdi. Yaş aldıkça onu sadece annem olarak değil, hayranlık duyduğum güçlü bir kadın olarak da görmeye başladım. Bugün sahip olduğum en büyük şanslardan birinin annemle kurduğum bu derin dostluk olduğunu düşünüyorum.
Çocukluktan bu yana anneniz size hangi alanlarda şifalandırdı?
Annem bana çocukluğumdan beri çok kıymetli iki şey öğretti: Kendine yapılmasını istemediğin hiçbir şeyi başkasına yapma ve hangi koşulda olursan ol şükretmeyi bil. Bu iki öğreti hayatım boyunca benim pusulam oldu. İnsan ilişkilerinde empati kurmayı, olaylara sadece kendi penceremden bakmamayı ve sahip olduklarımın kıymetini bilmeyi annemden öğrendim. Bugün sahip olduğum birçok değerin temelinde onun bana kattığı bu bakış açısı var.
Yazar kimliğinizle Melda karakterine hayat verecek olsanız, kendinizi nasıl tasvir ederdiniz?
Melda’yı, hayatın görünen yüzünden çok görünmeyen taraflarını merak eden bir kadın olarak anlatırdım. Sürekli sorular soran, öğrenmeye çalışan, bazen kaybolan ama yeniden yolunu bulmaktan vazgeçmeyen biri… Dışarıdan güçlü görünse de içinde hâlâ merak eden ve keşfetmeye devam eden bir taraf taşıyor. Sanatı, kitapları, felsefeyi ve insan hikâyelerini seviyor çünkü bunların insanı zenginleştirdiğine inanıyor. Belki de en belirgin özelliği, hayatı olduğu gibi kabul etmeye çalışırken ona anlam katmanın yollarını araması olurdu.
Son olarak okuyucularınıza vermek istediğiniz mesajı yazıya dökmek isteseniz neler söylerdiniz?
Hayat hepimize farklı deneyimler sunuyor. Kimi zaman planlarımız gerçekleşiyor, kimi zaman da bizi bambaşka yönlere taşıyan sürprizlerle karşılaşıyoruz. Yıllar içinde şunu öğrendim; önemli olan başımıza gelenler değil, onlara nasıl anlam verdiğimiz. Bu nedenle okuyuculara söylemek istediğim şey, hayatla yarışmayı biraz bırakmaları ve yaşadıkları anın değerini fark etmeleri. Kendilerine karşı daha anlayışlı, çevrelerine karşı daha şefkatli olmaları. Ruhun Fısıltısı’nı yazarken amacım bir şey öğretmek ya da kesin doğrular sunmak değildi. Sadece insan olmanın ortak duygularına, arayışlarına ve umutlarına küçük bir ayna tutmak istedim. Eğer kitap bittiğinde okuyucunun zihninde yeni bir düşünce ya da kalbinde sıcak bir his bırakabiliyorsa, benim için en büyük mutluluk budur.