BİRKAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ
Bizi Takip Edin
'Mücevherin değeri, size ne hissettirdiğiyle ölçülür'
'Mücevherin değeri, size ne hissettirdiğiyle ölçülür'

Cemiyet hayatının ünlü isimlerinden Ceren Yılmaz... Aslında kendisi bir içmimar. Kardeşi İrem Demir'in çocukluk hayaliyle başlayan bir yolculuk onunkisi. İki kardeşin birbirlerine olan güven ve yaratıcılıklarından ilham aldıkları bir mücevher markası: Meri Krutzo... Kurdukları mücevher markasıyla çok özel tasarımlara imza atan Ceren Yılmaz ve İrem Demir'le Nişantaşı'ndaki showroom'da bir araya geldik.

Röportaj: Aybala YILDIZ

Kardeşiniz İrem Hanım ile iş ortağı olmak ilişkinizi nasıl bir yönde değiştirdi?

İlk başlarda elbette ilişkimizi biraz etkiledi. Sonuçta kardeş olmanın getirdiği bir samimiyet var. Bazen birbirimize daha fazla nazımız geçebiliyor, bazen de işin sorumluluklarıyla kardeşlik ilişkimiz iç içe geçebiliyordu. Ancak zamanla ikimiz de kendi sorumluluklarımızı daha iyi kavradık ve aramızda güzel bir denge kurmayı başardık. Bugün hem kardeş hem de iş ortağı olmanın, birbirimizi çok iyi tanımak gibi büyük bir avantajı olduğunu düşünüyorum.

Doğal taşların enerjisine inanıyor musunuz? Üzerinizde sürekli taşıdığınız ve sizin için özel anlamı olan bir taş var mı?

Evet, doğal taşların enerjisine gerçekten çok inanıyorum. Zaten Meri Krutzo olarak doğal taşları ve renklerin enerjisini tasarımlarımızda kullanmayı çok seviyoruz. Benim için her taşın kendine özgü bir anlamı ve enerjisi var. Şu anda üzerimde Zodiac koleksiyonumuzdan kaplan gözü taşı ve Başak burcunun sembolünü taşıyan kolyem var. Kaplan gözünün, benim de ait olduğum toprak grubuyla güçlü bir bağı olduğuna ve enerjisini dengelediğine inanıyorum. Bu yüzden mümkün olduğunca üzerimden çıkarmamaya çalışıyorum. Bunun dışında günlük hayatımda vazgeçemediğim parçalar arasında ikonik harf kolyelerimiz de var. Özellikle mavi topaz taşıyla tasarladığımız C harfli kolyemi çok seviyorum. Bunlar zamanla benimle özdeşleşen ve kendimi iyi hissettiren mücevherlere dönüştü.

Meri Krutzo’yu kurduğunuzda nasıl bir kadın hayal ettiniz? Bugün markanın müşterisine baktığınızda o hayal ettiğiniz kadınla örtüşüyor mu?

Meri Krutzo’yu kurarken kendine özgü bir tarzı olan, farklılaşmayı seven, geleneklerine bağlı ama modern çizgilerden de vazgeçmeyen, güçlü ve kendini tanıyan bir kadın hayal ettik. Aslında İrem’le benim zevklerimiz bazı noktalarda farklılaşsa da bu farklılıkları bir araya getirerek ikimizin de severek takacağı, kendimizi içinde bulacağımız tasarımlar yaratmaya özen gösterdik.Bugün müşterilerimize baktığımızda hayal ettiğimiz kadınla gerçekten örtüştüklerini görüyoruz. Kendi stilini oluşturabilen, mücevheri sadece bir aksesuar olarak değil, kişiliğinin bir parçası olarak gören kadınlarla buluşmak bizi çok mutlu ediyor.

Markanın çıkışında “denge, korunma ve enerji” kavramlarının önemli olduğunu biliyoruz. Bugün sizin hayatınızda bu üçünden hangisi daha baskın?

Aslında bu üç kavram da bizim için çok önemli. Hatta biraz hayata bakış açımızı ve yaşam felsefemizi yansıttıkları için markamızın da temelinde yer alıyorlar.

Dengenin hayatın her alanında olması gerektiğine inanıyorum. Duygularımızda, ilişkilerimizde, işimizde ve yaşamın bütününde… Korunma ve enerji de bu dengeyi tamamlayan iki önemli unsur. İnsanın kendisini hem ruhsal hem de duygusal olarak koruyabilmesi ve enerjisini yüksek tutabilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bunların hepsi biraz inançlarımızla, biraz da hayatımızdaki şeylere yüklediğimiz anlamlarla ilgili. Üçünü birbirinden ayırmak çok kolay değil ama içlerinden birini seçmem gerekirse kesinlikle denge derim. Çünkü hayatımızdaki her şeyin temelinde dengenin olduğuna inanıyorum.

Meri Krutzo’nun tasarımlarında mücevher sadece bir aksesuvar değil, adeta kişinin kendisini ifade etme biçimi. Siz bir mücevher tasarlarken önce estetiği mi, hikâyeyi mi düşünüyorsunuz?

Bizim için estetik ve hikâye birbirinden ayrılmaz iki unsur. İki tasarımcı olarak elbette kendi gözümüze hitap eden, estetik açıdan içimize sinen parçalar yaratmak istiyoruz. Ancak bir tasarımın ortaya çıkabilmesi için öncelikle güçlü bir hikâyesinin olması gerektiğine inanıyoruz. Bazen tek bir fikir ya da ilham kaynağı üzerine aylarca düşünüyor, hayal kuruyor ve çalışıyoruz. Bir koleksiyonun ortaya çıkması üç ila beş aylık bir süreci kapsayabiliyor. Bu süreçte bizim için en önemli şey, o tasarıma nasıl bir anlam kattığımız ve hangi hikâyeyi anlatmak istediğimiz. Sonuçta estetik olarak bizi heyecanlandıran bir parçanın aynı zamanda güçlü bir hikâye taşıması, o mücevheri çok daha özel kılıyor. Çünkü bizce güzel bir mücevher sadece göze değil, ruha da hitap etmeli.

Koleksiyonlarınızda güçlü semboller var. Sembol seçerken kendi hayatınızdan da izler taşıyor mu?

Kesinlikle. Koleksiyonlarımızda kullandığımız sembollerin çoğu kendi hayatımızdan, inançlarımızdan ve kültürel değerlerimizden izler taşıyor. Örneğin nazar sembolü bizim kültürümüzde çok köklü bir yere sahip. Korunma inancıyla özdeşleşen bu sembolü Meri Krutzo’nun da en ikonik tasarımlarından biri hâline getirdik. Ancak geleneksel mavi nazar boncuğunun ötesine geçerek onu daha modern, minimal ve zamansız bir tasarım diliyle yeniden yorumlamak istedik. Bunun dışında Zodiac koleksiyonumuzda burçların sembolik anlamlarından, Fulcrum koleksiyonumuzda ise dengeden ilham aldık. Özellikle bir terazinin dengede duruşu gibi, hayatın farklı yönleri arasındaki uyumu yalın çizgilerle ifade etmeye çalıştık. Aslında tüm bu semboller bizim hayata bakış açımızın bir yansıması. Geleneklerden ve inançlarımızdan beslenirken onları modern bir estetikle buluşturmak, Meri Krutzo’nun tasarım anlayışının en önemli parçalarından biri.

Kardeşiniz İrem Hanım'la tasarım konusunda fikir ayrılığı yaşadığınızda son sözü kim söylüyor?

Elbette zaman zaman zevklerimiz ve bakış açılarımız farklılaşabiliyor. Ancak bizde aslında son sözü söyleyen tek bir kişi yok. Birbirimizin fikirlerini dinleyerek, tartışarak ve karşılıklı saygı çerçevesinde ortak bir noktada buluşuyoruz. Hatta bu farklılıkların tasarımlarımıza zenginlik kattığını düşünüyorum. Bazen İrem’in bir çizgisi ya da bakış açısı bana ilham veriyor, bazen de benim bir fikrim onun tasarımına farklı bir yön katabiliyor. Ancak koleksiyonlarımızın genel tasarım çizgisini oluşturan ve tasarımları hayata geçiren ağırlıklı olarak İrem olduğu için, bu süreçte onun estetik bakış açısına ve tasarım konusundaki sezgilerine çok güveniyorum. Bence birlikte üretmenin en güzel tarafı da bu; birbirimizin güçlü yönlerini tamamlayabilmek.

İrem Hanım’ın hayaliyle başlayan bir hikâyeye sizin de dahil olduğunuzu anlatmıştınız. Bugün Meri Krutzo sizin hayalinizde nereye dönüştü?

Evet, Meri Krutzo aslında İrem’in hayaliyle başlayan, benim de zamanla dahil olduğum bir yolculuk. Bugün geriye dönüp baktığımda, iki kız kardeşin güçlü bağından, birbirine duyduğu güvenden ve ortak emeğinden doğan güçlü bir markaya dönüştüğünü görüyorum.

Bence bir markayı büyütmek de bir ilişkiyi büyütmek gibi; ne kadar emek, sevgi ve özen gösterirseniz o kadar güçleniyor. Biz de bu yolculukta birbirimizi tamamlayarak, inandığımız değerlerden ve kaliteden ödün vermeden ilerlemeye çalıştık.

Bugün Meri Krutzo’nun kendine özgü bir kimliği olan, belli bir kitleye ulaşmış, sevilen ve tercih edilen bir markaya dönüşmesi bizim için çok kıymetli. En güzeli de tüm bunları kardeşimle birlikte başarmış olmak.

Birbirinizin hiç hoşlanmadığı ama yine de markaya koyduğunuz bir tasarım oldu mu?

Aslında olmadı. Elbette tasarım sürecinde fikir ayrılıkları yaşadığımız, farklı düşündüğümüz zamanlar oldu. Çünkü tasarımın sınırı yok ve bazen estetik bakış açısının yanında stratejik olarak da düşünmek gerekiyor.

Ancak Meri Krutzo koleksiyonlarına dahil ettiğimiz her parça, sonunda ikimizin de içine sinen tasarımlar oldu. Tabii ki koleksiyonlarımızdaki favori parçalarımız birbirinden farklı olabiliyor. Bence bu da çok doğal ve güzel bir şey. Aslında Meri Krutzo’nun kimliğini oluşturan da tam olarak bu; iki farklı zevkin, iki farklı bakış açısının ve ortak emeğin bir araya gelmesi.

Cemiyet hayatı nedeniyle modayı ve mücevheri yakından takip eden bir çevreniz var. Sizce insanların mücevher seçiminde artık “gösteriş” yerine “anlam” daha mı önemli?

Bence günümüzde gösteriş kavramı da değişmeye başladı. Eskiden gösteriş daha çok fazla mücevher takmak, dikkat çekici parçalar kullanmak ya da sahip olduklarını ön plana çıkarmakla ilişkilendirilirken, bugün çok daha farklı anlamlar taşıyabiliyor. Ben kesinlikle anlamın gösterişten daha önemli olduğunu düşünüyorum. Aslında bu sadece mücevher için değil, hayatımızda seçtiğimiz her şey için geçerli. Evinize aldığınız bir obje, üzerinizde taşıdığınız bir aksesuar ya da bir mücevher… Önemli olan onun sizinle ne kadar özdeşleştiği, size ne hissettirdiği ve hayatınızda nasıl bir anlam taşıdığı.

Bence gerçek lüks, bir parçanın ne kadar dikkat çektiğinden çok, sizin için ne kadar anlam ifade ettiğinde saklı.

Kendi koleksiyonunuzdan hiç çıkarmadığınız bir mücevheriniz var mı? Hikâyesi nedir?

Evet, Meri Krutzo’nun artık imza parçalarından biri hâline gelen, mini nazar boncuğu detaylı harf kolyelerimiz benim neredeyse hiç çıkarmadığım mücevherlerimden.

Bu koleksiyon bizim ilk koleksiyonlarımızdan biri olduğu için benim açımdan ayrı bir anlam taşıyor. Hem büyük bir heyecanla ve severek tasarladığımız ilk parçalardan biri olması hem de kişiselleştirilmiş bir mücevherin koruyucu bir sembolle buluşması benim için çok özel.

Aslında bu kolye, Meri Krutzo’nun tasarım anlayışını da çok güzel yansıtıyor. Sade, zamansız ama aynı zamanda kişisel bir hikâyesi olan bir parça. Belki de bu yüzden yıllardır severek taşıyorum.

Son dönemde kişiselleştirilmiş mücevherlere ilgi çok arttı. Harfler, burçlar, doğum taşları… İnsanların kendi hikâyesini mücevherine taşıma isteğini nasıl yorumluyorsunuz?

Artık tüketimin çok yoğun olduğu, neredeyse her şeye çok kolay ulaşabildiğimiz bir dünyada yaşıyoruz. Bu kadar fazla seçeneğin olduğu bir ortamda insanların yalnızca güzel bir şey satın almak değil, kendileriyle özdeşleştirebilecekleri, onlara özel hissettiren parçalar seçmek istediklerini düşünüyorum. Harfler, burçlar, doğal taşlar ve semboller tam da bu noktada anlam kazanıyor. Çünkü insanlar artık bir mücevheri sadece takmak için değil, kendi hikâyelerinin, karakterlerinin ve inançlarının bir parçası olarak taşımak istiyor. Bence kişiselleştirilmiş mücevherlere olan ilginin temelinde de bu var. İnsanlar kendilerini yansıtan, enerjisine inandıkları ve ruhlarına iyi geldiğini hissettikleri parçalara daha yakın hissediyorlar. Bir mücevheri gerçekten özel kılan, herkes için ne ifade ettiği değil, onu taşıyan kişi için ne anlam taşıdığı.

REKLAM

İlginizi Çekebilir