Nazlı Hanım biraz geriye gidelim ve Artkolik’in kuruluş hikayesini sizden dinleyelim…
N.K: 2012 yılında kuruldu. Sanatı, hayatın içine katmak için Artkolik’i kurdum. Merkezimizde sanat alanında birçok eğitim veriyoruz.
İlk kuruluşunuzdan bugüne neler değişti?
N.K: Biz bu işe başladığımızda böyle bir firma ya da platform yoktu. Sanırım biz bunu başlattık. Sanata dünyada çok kıymet veriliyor. Bizde o ülkelerden biri olma yolunda çalışıyoruz. Ülkemizde de son 20 senede sanat anlamında çok büyük değişimler var.
Sanata neden yatırım yaptınız? Sizce bu bir risk değil mi?
N.K: Sanata yatırım yapmakla, sanatla ilgilenmek arasından çok büyük bir fark var. Sanat aslında herkesin ilgilenmesi gereken, merak etmesi gereken bir alan. Sanatla ilgilenmeniz için sanata yeteneğiniz olmasına gerek yok.
Artkolik’i kurduktan sonra hayatınızda neler değişti?
N.K: İstediğim ve sevdiğim işi yaptığıma inandım. 15-20 yıla yakın bir reklamcılık deneyimim var. Çok severek yapmadığımı farkettim. Bilgi dünyadaki en büyük güç ve size kattıkları muhteşem. Benim bakış açımı çok değiştirdi. Sanatla olan bağım büyüdükçe, ne yaparsam yapayım yaptığım işleri çok daha başarıyla yapıyorum. İnsanlara da bu sanat sevgisini aşılamaktan çok büyük mutluluk duyuyorum.
Picasso gibi çok yönlü bir sanatçı sizi etkiler mi?
N.K: Ben insanların sadece yaptığı işte başarılı olmasını değil, biraz daha geniş açılara bakmasını seviyorum. Sanata, doğaya, eğitime önem verdiklerinde bunlar benim için daha kıymetli oluyor.
Artkolik’in gelecekteki hedefleri neler?
N.K: Sanatı ne kadar insana ulaştırırsak o kadar kıymetli diye düşünüyorum. Kadınlar üzerine çok önemli bir projemiz var. Türkiye’de çok kıymetli kadın sanatçılar olduğunu göstermek dünyaya göstermek istiyorum. Tabi bu uzun vadede bir hedef. Dünyada sanat tarihinden bugüne, kadın sanatçıların artışı çok güzel. Bizde de çok kadın sanatçı var ama zamanla kadın sanatçıların yollarını değiştirdiklerini ve erkek sanatçıların kadınların önüne geçtiklerini görüyoruz. Ben bu sorunlara eğilmek istiyorum.
Resim yapmayı seviyor musunuz?
N.K: Benim anne çok güzel resim yapardı. O yeteneğimi ondan almışım. Heykel yapıyorum. Tabi zamanda çok önemli bunları yapmak için. Çocukken katıldığım birkaç yarışmada birinciliğim var. Yeteneğiniz olmasa da herkesin sanatı hayatına sokması gerektiğini düşünüyorum.
Çocuklarınız sanata ilgisi nasıl?
N.K: Çocukları küçükken ben müzelere felan götürüyordum. Çok yakınıyorlardı küçükken. Şuan bir kızım 20 diğer kızım da 18 yaşında. Şimdi bana anne bizim hiçbir arkadaşımız bu kadar çok müze gezmemiş diyorlar.
Yurtdışına çıktığınızda müze geziyor musunuz?
N.K: Gittiğim şehirlerdeki tüm müzelere gitmeye çalışıyorum ama tabi yetmiyor. Mesela Paris’e gittiğimde her zaman gittiğim Rodin Müzesi var. 10 kere gitmişimdir. İnsanın hayatında farklı dönemlerde aynı şeyi farklı bakış açılarıyla görmesi bence çok önemli.
Türkiye ile kıyasladığınızda…
N.K: Tabi çok eksik müzemiz var. Türkiye’de özel müzeler çok geç kuruldu. Herkesin müzeye gitmesi. Bunun artık normal parka gitmek gibi bir alışkanlık olması gerektiğine inanıyorum. Dolayısıyla müzelerimizin biraz daha artmasını hayal ediyorum.
Gençlerin sanata ilgisini nasıl görüyorsunuz?
N.K: Eskiye göre biraz daha arttı diye düşünüyorum.
Türkiye’nin önemli reklamcılarından Nail Keçili’nin kızısınız. Bu size neler kattı?
N.K: Yaşım ilerledikçe anladım, çok şey kattı. Babam beni hayatının içine çok sokardı. Ben bütün cumartesi günlerimi babamla geçirirdim. Tekne merakı çoktu. Yaz kış tekneyle gezerdik. Boğazda tekneyle gezerdik bana yalıları anlatırdı. Kimindir, tarihinde kimindi? Ya da önünde bir tekne varsa modelini ve özelliklerini anlatan bir babaydı. Bende çok dinlerdim. Müthiş bir tarih merakım var. Sanırım bu aileden geldi.
Babanızla unutamadığınız güzel bir anınız var mı?
N.K: Babam, Turgut Özal’ın danışmanıyken o meşhur "İcraatın İçinden" programlarını hazırlıyordu; o işi babam üstlenmişti. Bir hafta sonu program çekimi için beni de yanına aldı, henüz 14 yaşındaydım. Sanırım Turgut Bey Fenerbahçeliydi, önce bir maça gittik; oradan da bir kebapçıya geçtik. Semra Hanım da oradaydı. Masada toplam altı kişiyiz. Kebaplar geldi, ben öylece yemeklere bakıyorum. Turgut Bey fark etti ve: "Yemiyor musun sen?" dedi. Ben hemen, "Yok efendim, yiyorum," diye cevap verdim. O sırada Turgut Bey, eşine dönerek, "Semra, yardım et kıza," dedi. Ben daha "Kendim yerim," diyemeden Semra Hanım çatalı ağzıma uzatıverdi. O an karşı masada babamla göz göze geldim; bana "Ye, sakın yememezlik etme!" der gibi bakıyordu. Babam sonradan, "Yemem diyeceksin diye yüreğime indi!" demişti. İşte böyle çok komik ve özel anılarımız var.
Siz reklamlarda oynadınız mı?
N.K: Pınar süt reklamında oynadım. Çok daha küçükken İş Bankası’nın kumbara reklamında oynadım.
Modayla aranız nasıl?
N.K: Modayı seviyorum. İnsanı enerjik ve güncel tutuyor diye düşünüyorum. Ama bir şeyi moda diye üzerime giymem. Demode oldu diye de hayatımdan çıkartmam.
Kendi tarzınızı nasıl yorumlarsınız?
N.K: Olmazsa olmazlar bence beyaz gömlek, Jean, güzel bir takım. Ceketleri seviyorum. Hızlı giyinmemi sağlıyor. Kıyafete çok zaman harcamayı sevmiyorum. Çünkü zaman çok kıymetli. Kolay ve yerine göre giyinme önemli. Tarzım biraz eklektik diyebiliriz. Çok tüketim odaklı olmayı sevmiyorum. Eski kıyafetleri giymeyi çok seviyorum. Benim dolabımda 20 senelik kıyafetlerim var. Dolaplarımız çok dolu. Mesela kızlarıma kıyafetlerimi veriyorum. Kızlar bir dönem beğenmiyorlar niye saklıyorsun diyorlar. Saklıyorum çünkü 15 yaşında beğenmediği şeyi 18 yaşında anne inanamıyorum bu sende var mıydı? Diye yalvardığını görüyorum. Eskiyi yeniye adapte etmeyi seviyorum.
Geçmişte en çok neyle sınandınız?
N.K: Bu hayatta insanın anne ve babasının en büyük şansları olduğunu düşünüyorum. 2000 krizinde babamın başına gelenlerle çok sınandığımı düşünüyorum. Babamın tutuklanması ve bizim bir buçuk sene bizden ayrı olması. Benim 25 yaşında 28 tane şirketle tek başıma kalmam benim için çok ağırdı. Çok zorlandım ama o dönem annem ve eski eşim çok destekçim oldular.