BİRKAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ
Bizi Takip Edin
'Şarkı sözlerimde eşimin izleri var'
'Şarkı sözlerimde eşimin izleri var'

Müzik dünyasına kendi yazdığı şarkı sözleriyle 'merhaba' diyen Melda Kosif, 14 şarkılık albümünü internet platformunda görücüye çıkardı. Aranjman ve seslendirme için yapay zekadan yardım alan Kosif'le Zorlu Center'da yer alan Le Baron'da bir araya geldik

Röportaj: Aybala YILDIZ

Melda Hanım, dijital platformda yayınlanan albümünüz hayırlı olsun. Nasıl bir hazırlık süreci yaşadınız?

Çok teşekkür ederim. Aslında bu albümün hikâyesi birkaç ay öncesine değil, yıllar öncesine dayanıyor. Ben çok genç yaşlarımdan beri şiir yazıyorum. Hatta bazılarını 15 yaşımda yazmışım. Yıllar boyunca defterlerde, çekmecelerde benimle birlikte kalan bu şiirleri bir süre önce yeniden okumaya başladım. Bazılarının aslında kendi içinde bir ritmi olduğunu fark ettim. Onları bugünkü duygularımla yeniden ele aldım. Kimi yerlerini değiştirdim, kimi yerlerini geliştirdim ve şiirlerimi şarkı sözlerine uyarlamaya başladım.Sonra yapay zekânın sunduğu imkânlarla bu sözlerin müziğe dönüşebileceğini gördüm. İşin benim için en heyecan verici tarafı da buydu. Yıllar önce kâğıda döktüğüm bir duyguyu, yıllar sonra gerçekten duyabilmek. Bir anlamda bugünkü Melda, geçmişteki Melda’nın yazdıklarına ses verdi.

Aranjman ve seslendirme için yapay zekâdan destek aldım dediniz. Bunun sebebi nedir?

Çünkü ne yazık ki benim sesim yok! Hatta bunun çocukluğumdan kalan komik bir hikâyesi var. İlkokulda korodan kovulmuşluğum bile var. Müzik öğretmenim bir gün bana, “Melda, sen şarkı söyleme, kenarda ağzını oynat” demişti. Dolayısıyla şiirlerimi şarkı sözlerine dönüştürdüğümde onları kendi sesimle söylemek gibi bir iddiam hiç olmadı. Ama onları duymayı çok istedim. Yapay zekâ bana tam olarak bu imkânı verdi. Burada benim için önemli bir ayrım var. Sözler, şiirler, hikâyeler ve yaratıcı yön bana ait. Yapay zekâyı beste, aranjman ve seslendirme aşamalarında bir araç olarak kullandım. Ben bunu biraz ressamın fırçasına benzetiyorum. Fırça resmi kendi başına yapmıyor. Ne anlatacağını, hangi duyguyu taşıyacağını, hangi yöne gideceğini hâlâ insan belirliyor. Belki de hikâyenin en sevdiğim tarafı şu: İlkokulda “Sen söyleme, ağzını oynat” denilen o küçük kız, yıllar sonra kendi yazdıklarını şarkı olarak dinleyebildi. Hayatın böyle küçük ironilerini seviyorum.

Gelecekte yapay zekâ müzik sektörünü sizce nasıl etkileyecek?

Bence çok büyük bir dönüşüm yaratacak. Ama yapay zekânın insan yaratıcılığının yerini alacağına değil, ona yeni alanlar açacağına inanıyorum. Ben aslında bunun küçük bir örneğiyim. Şiir yazabiliyorum, kelimelerle kendimi ifade edebiliyorum ama sesim yok, beste yapmayı da bilmiyorum. Teknoloji bana yarattığım bir dünyayı başka bir sanat dalında ifade edebilme imkânı verdi. Bence gelecekte de bunun çok daha fazla örneğini göreceğiz. Daha önce teknik imkânı olmadığı için bir fikrini hayata geçiremeyen insanlar, teknoloji sayesinde onu görünür ya da duyulur hale getirebilecek. Ama teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, sanatın çıkış noktasının yine insan olacağına inanıyorum. Çünkü mesele sadece bir şey üretebilmek değil. Neye baktığınız, orada ne gördüğünüz, ne hissettiğiniz ve bütün bunlardan nasıl bir hikâye çıkardığınız önemli.Yapay zekâ çok güçlü bir araç olabilir. Ama merak, hayal gücü, gözlem ve anlatma ihtiyacı hâlâ insana ait. Bence asıl heyecan verici olan da insanla teknolojinin birbirinin yerine geçmesi değil, birlikte daha önce mümkün olmayan şeyler yaratabilmesi.

Albümünüzdeki 14 şarkının her birinin ayrı bir hikâyesi vardır. Duygusal anlamda sizi en çok etkileyen hangisi

Sanırım “Bazen” diyebilirim. Çünkü insanın tek bir ruh halinden ibaret olmadığını hatırlatıyor bana. Hayatın içinde sürekli değişiyoruz. Bazen çok güçlü, bazen kırılgan, bazen cesur, bazen kararsız olabiliyoruz. Ben insanın tam da bu değişken halini çok gerçek buluyorum. “Bazen”i sevme nedenim de bu. İnsanı tek bir duyguya hapsetmiyor. Bana göre insan olmak biraz da kendi içimizdeki bütün bu farklı hallere yer açabilmek.

Restoranlarda, popüler mekânlarda mutlaka çalınmaya başlamıştır. Geri dönüşler nasıl?

Henüz yolun çok başındayım. Benim için nerede ya da ne kadar çalındığından çok, dinleyen kişide ne bıraktığı önemli. Hiç tanımadığım birinin yazdığım bir cümlede kendinden bir şey bulması çok etkileyici geliyor bana. Bazen bir şarkı insanı neşelendiriyor, bazen eski bir anıya götürüyor, kimi zaman da söyleyemediği bir duygusuna eşlik ediyor. Bence sanatın en güzel tarafı bu. Siz bir şey yaratıp dünyaya bırakıyorsunuz ve artık o yalnızca size ait olmuyor. Dinleyen kişi kendi hayatını, kendi hatıralarını, kendi duygularını onun içine yerleştiriyor. Benim için en kıymetli geri dönüş bu.

Şarkıların hissettirdiği duygular bambaşka. Kimi sabah dinginliğinde dinlemelik, kimi romantik akşam yemeği eşlikçisi. Size hangi şarkınız ne gibi duygular hissettiriyor?

Ben müziği sadece dinlemiyorum aslında, biraz da görüyorum. Bu bende çok eskiden beri var. Üniversite yıllarımda kulaklığımı takar, başka sanatçıların şarkılarını dinlerken yolda yürürken, arabada giderken ya da tek başıma bir bankta otururken kafamın içinde onlara klipler çekerdim. Karakterler, mekânlar, ışıklar, sahneler yaratırdım. Bazen şarkının anlattığından tamamen farklı bir dünya bile kurardım. Bugün kendi şarkılarımda da aynı şeyi yaşıyorum. Her birinin zihnimde başka bir rengi, ışığı ve atmosferi var. Biri bana geceyi hissettiriyor, biri sabahı, biri denizi, biri iki insan arasındaki o görünmez mesafeyi…Sanırım müzikle ilişkim biraz sinematografik. Bir şarkıyı duyduğumda sadece işitmiyorum, onu zihnimde görmeye başlıyorum

15 yaşındaki Melda ile şimdiki Melda arasında ruhsal olarak ne gibi farklar var? Nasıl bir dönüşümden geçtiniz? 15 yaşında yazdığınız sözler şu anki Melda’ya neler anlatıyor?

15 yaşındaki Melda çok daha naifti. Daha dürtüsel, daha siyah beyaz bakan, duygularını çok daha keskin yaşayan bir kızdı. Ama bugün geriye dönüp baktığımda özünde çok değişmediğimi de görüyorum. O zamanki merakım, sorgulayan tarafım, hayal gücüm ve insanları gözlemleme isteğim hâlâ benimle. Değişen şey belki de bakış açım. O yaşlarda bir duygunun tam ortasındayken yalnızca onu görüyorsunuz. Bugün hem o duyguyu yaşayabiliyor hem de biraz geriye çekilip bütüne bakabiliyorum. Yaş almak bana bütün cevapları vermedi. Aksine ne kadar çok şey bilmediğimi öğretti. Ama kendime karşı daha anlayışlı olmayı, her duygunun geçici olduğunu ve insanın hayat boyunca defalarca değişebileceğini öğrendim. 15 yaşında yazdığım şiirleri bugün okuduğumda bazen şaşırıyorum. Çünkü bazı sorularım hiç değişmemiş. Sadece bugün onları başka bir yerden soruyorum. O küçük kıza bir şey söyleyebilseydim, “Merakını hiç kaybetme. Yazmaya devam et. Bir gün bütün bu yazdıklarına yeniden döneceksin” derdim.

Şarkılarınızı kendi sesinizle yayınlamak istemediniz. Ama bizim için en sevdiğiniz şarkıyı küçük bir kuple söyleyebilir misiniz?

Keşke ses olsa! Bir yardım gecesinde sevgili Kenan Doğulu ile aynı sahneyi paylaşma şansım olmuştu. Kenan’ın da bana tavsiyesi, tıpkı çocukluğumdaki müzik öğretmenim gibi, şarkıları klasik anlamda söylemek yerine daha farklı bir şekilde seslendirmemdi. Biraz daha şiir okur gibi…Sağ olsun, Kenan’ın ve vokallerin desteğiyle o geceden alnımın akıyla çıktım. Ama insanın kendini tanıması da güzel bir şey. Bazı yetenekleri fazla zorlamamak gerekiyor. Ben kelimeleri yazayım, söyleme kısmını işin ehline bırakayım. Herkes her şeyi yapmak zorunda değil. Bazen neyi yapmaman gerektiğini bilmek de bir yetenek.

Dijital platformda yayınlanan şarkıların kapak resimleri de çok etkileyici. Bunların tasarımlarında imzanız var mı?

Evet, hepsinde benim dokunuşum var. Görsel sanatlar zaten uzun yıllardır hayatımın önemli bir parçası. Resim, heykel ve seramikle uğraşıyorum. Dolayısıyla ortaya çıkardığım bir işin görsel dünyasının da benim tarafımdan şekillenmesi çok doğal geliyor. Kitaplarımda da bu böyleydi. Son kitabım “Ruhun Fısıltısı”nın kapağını kendim yaptım. Şarkıların kapaklarında da her parçanın ruhuna uygun ayrı bir görsel dünya yaratmak istedim. Tasarım aşamasında teknolojiden ve yapay zekâdan da faydalandım ama fikir, estetik yönlendirme ve son seçimler bana ait. Sanırım ben üretirken kelimelerle görüntüleri birbirinden çok ayıramıyorum. Bazen anlatmak istediğim şey bir şiire, bazen bir resme, bazen de bir şarkıya dönüşüyor.

Albümünüzün içeriğine baktığımızda genel olarak duygusal şarkılar ön plana çıkıyor. Sizin favoriniz hangisi?

Favorim aslında ruh halime göre değişiyor. Çünkü her birinin bende başka bir karşılığı var. Ama bugün sorarsanız yine “Bazen” derim. Belki de nedeni kendimi onda daha fazla bulmam değil, insanı onda daha fazla bulmam. Hayatın tek bir ruh haliyle yaşanmadığını, hepimizin sürekli değiştiğini hatırlatıyor bana. Ama yarın aynı soruyu sorsanız başka bir şarkımı söyleyebilirim. Sanırım insanın kendi ürettikleriyle ilişkisi de ruh hali gibi değişiyor.

Eşinize ithaf ettiğiniz bir şarkınız var mı?

Elbette Sinan’ın izleri de var yazdıklarımın içinde. Sonuçta uzun yıllardır hayatı paylaştığınız bir insanın aşka bakışınıza, duygularınıza ve dolayısıyla kaleminize hiç değmemesi mümkün değil. Ama benim yazma biçimim birebir yaşadığım olayları aktarmak değil. Gerçek hayat, gözlemlerim ve hayal dünyam birbirine karışıyor. Bazen gerçek bir duygudan yola çıkıyorum, sonra o duygu bambaşka karakterlerin ve bambaşka bir hikâyenin parçası olabiliyor. Yıllar içinde aşkı algılama biçimim de değişti. Gençken aşk daha çok tutku, heyecan, özlem ve kalp çarpıntısıydı. Zamanla aşkın başka bir boyutunu öğreniyorsunuz. Yol arkadaşlığını. Birlikte büyümek, değişmek, birbirinizin farklı hallerine tanıklık etmek ve bütün bunların içinde hâlâ yan yana yürümeyi seçmek…O yüzden bazı satırlarda Sinan mutlaka kendisini bulacaktır. Ama hangilerinde olduğunu biraz bize bırakmak isterim.

Son olarak okuyucularınıza ve dinleyicilerinize vermek istediğiniz bir mesaj var mı hayata dair?

Hayatı çok kolay erteliyoruz. “Bir gün yaparım, sonra söylerim, zamanı gelince başlarım” diyoruz. Oysa zamanın ne kadar hızlı geçtiğini çoğu zaman ancak dönüp arkamıza baktığımızda anlıyoruz. Merakınızı kaybetmeyin. Gözlemleyin, hissedin, üretin. Hata yapmaktan, fikrinizi değiştirmekten, başka bir yola sapmaktan ve yeniden başlamaktan korkmayın. Kendinizi de tek bir kimliğe hapsetmeyin. İnsan hayatı boyunca defalarca değişebilir. Benim kendimi ifade etme biçimim bazen resim oldu, bazen seramik, heykel, kitap, şiir, bugün de şarkı. Yarın başka bir şey olabilir. Bütün bunların altında benim için hep aynı arzu var. Birinin ruhuna dokunmak. İçinde bir şeylerin hareketlenmesine vesile olmak. Bazen neşelendirmek, kimi zaman hüznüne eşlik etmek, bazen düşündürmek, bazen de yalnız olmadığını hissettirmek. Kendinizi tanımlamak için acele etmeyin. Kendinizi keşfetmeye devam edin. Çünkü insan bitmiş bir eser değil. Yaşadıkça, gördükçe, sevdikçe, öğrendikçe ve ürettikçe dönüşmeye devam ediyor. Belki de bu hayattan geçerken yapabileceğimiz en güzel şey, hem kendi ruhumuzda hem de birbirimizin ruhunda güzel izler bırakabilmek.

REKLAM

İlginizi Çekebilir