Hediye Güral Gür, başarılı iş hayatından tüyolar verirken babası Nafi Güral ile birlikte çalışmanın nasıl bir sorumluluk getirdiğini ve özel hayatıyla ilgili tüm bilinmeyenlerini HT Kulüp Yazı İşleri Müdürü Reşit Özet’e anlattı...

Röportaj: Reşit ÖZET

Nasıl bir yaz dönemi geçirdiniz?

H.G.G: Güzel bir yaz dönemi geçirdik. Özellikle temmuz ayından sonra talebin artışıyla birlikte güney bölgelerimizde çok keyifli dolu dolu bir yaz oldu. Umarım bundan sonra 2026’da yüzlerin güldüğü dolulukların olduğu bir dönem olur.

Siz kış kadını mısınız? Yaz kadını mısınız?

H.G.G: Ben kış kadını değilim. Soğuğu sevmiyorum. Yazı tercih ediyorum ama çok sevmiyorum. Ben biraz daha bahar kadınıyım. Çok üşümeyeyim ama terlemeyeyim de o benim için daha keyifli bir zaman oluyor.

Yıllardır turizm sektörü içindesiniz… Sizin otellerinizi diğerlerinden ayıran başlıca özellikler nelerdir?

H.G.G: Bizim en çok önem verdiğimiz konu misafirlerin memnuniyeti. Bu memnuniyeti de ekip arkadaşlarımızla sağlıyoruz. Bizi öne çıkaran bu ekip arkadaşlarımız.

Sizin de tatilleriniz oluyor. Tatillerinize işleriniz de dahil oluyor mu?

H.G.G: Hep giriyor. Bundan kaçmak mümkün değil. Hani meslek hastalıkları vardır ya öyle. Dolayısıyla başka misafirler gibi bir otelde kalmanız çokta mümkün değil. Çok dinlenmek istediğim bir tatile çıkıyorsam bütün bunlardan uzak olduğum bir tekne tatilini daha çok tercih ediyorum.

Geçtiğimiz yaz tatil rotalarınız nereler oldu?

H.G.G: Bu yaz çocuklarımın eğitimiyle alakalı bir programa uymak durumunda kaldım. Oğlum yurtdışından üniversite için kabul aldı. Onun bu süreci nedeniyle biz aile olarak sadece bir hafta tatil yapabildik. Çekirdek ailemizle tekne tatili yaptık. Marmaris kıyılarını çok seviyoruz. Kışında çocuklara bağlı bir program olacak. Bazen ailece bizim tesislere de gittiğimiz oluyor. O da bir aslında benim için bir nefes oluyor.



Çocuklarınızın gelecek planlarında turizm var mı?

H.G.G: Oğlumun turizme devam etmek gibi bir niyeti yok. O yönünü sanıyorum biraz daha sanayi işlerimize doğru yöneltecek. Onun dışında teknolojiye merakı var belki o yönde bir girişimde bulunabilir. Kızım lise okuyor ama onun kafasında otelcilik okumak var. Soranlara da annemle birlikte çalışacağım diyor. Benim için büyük bir mutluluk olur.

1999 yılında babanızla birlikte çalışmaya başladınız. O zamandan bugüne neler değişti?

H.G.G: Ben iş hayatıma turizmle başlamadım. Porselendeydim. Orada insan kaynakları departmanında çalıştım. Daha sonra evlendim ve İstanbul’a geldim. Burada ihracat ilgili çalışmalar yaptım. Sonrasında Sapanca’da ki otel projemiz gündeme geldi. Tesisin açılmasıyla birlikte aile içinde oturduk ve karar aldık. O dönemde şartları en uygun kişi bendim. Ondan sonra ben, eşim ve oğlum otelde yaklaşık 2 sene yaşadık. Böylece benim turizm hikayem başlamış oldu. Turizm hem zevkli hem de zor bir sektör. Bende çok sevdim. Şimdide keyifle çalışıyorum.

Babanızla çalışmanın keyifli ve zor yanları mutlaka vardır…

H.G.G: Babalarla çalışmak baba-kız ilişkisine göre değişir. Bizim babamızla çok güzel bir ilişkimiz var. Eski geleneklerini sürdüren bir aile yapımız da var. Babam 16 yaşında iş hayatına başlamış. O da kendi babasından görerek ve üstüne koyarak ilerlemiş. Bizde onla çalışmaya başladıktan sonra ondan çok şey aldık. Onun yolundan gittiğimizde de neye ne kadar tepki vereceğini aşağı yukarı biliyoruz. Tabi ki kendi fikirlerimizi gündeme getiriyoruz. Bu anlamda bir zorluk yaşamıyoruz. Bir hikayem var babamla çalışmaya başladığım da bir konuda babam bana kızdı. Onu ben çok kişiselleştirdim ve küstüm babama. Akşam eve geldik. Babam, canım kızım nasılsın diye sarıldı. Hani bana kızmıştı biz küstük dedim. Meğer o iş hayatının konularından bir tanesiymiş. İş işte kalır eve gelince aile hayatı devam eder. Ondan sonra bende kendimi iyi yönetmeye başladım. Babamla çalışmanın avantajlarını yaşıyorum.



Babanızın kuralları var mıdır?

H.G.G: Hesap yapmadan hiçbir işi önüne getirmemizi istemez. Her zaman bize söylediği bir şey var hesabını iyi yapacaksın. “Kerat cetvelini iyi ezberleyip bakacaksınız” der.

Babanızın klasik otomobil koleksiyonu var. Sizin de klasik otomobillere ilginiz var mı?

H.G.G: Babamın bu merakı 60 yaşından sonra başladı. Biz onun 50. yılına özel bir gece düzenlemiştik ve 50. Yıl için 50 yıllık bir araç hediye etmiştik. Bununla beraber babam çok sevdi. Klasik Otomobiller Kulübü’ne üye oldu. Rallileri oluyor onlara katılıyor. İki tanesine ablamla bende katıldık. Ablam pilot oldu ben kopilot. Ama çok zor bir şey. İlk katıldığımızda bilmeden katıldık. Sürekli ceza puanı alıyormuşuz. Haberimiz yok. Yol okumaya çalışıyoruz. İkinci gün ödül töreni yapılıyor bizim adımız ablamla adımız anos edildi. Sondan ikinci ödülü almışız. Meğer sonuncu olmak kolaymış da sonran ikinci olmak zor bir şeymiş. Böyle hatırlayınca güldüğümüz bir anımız var.

Sizce lüksün tanımı nedir? En büyük lüksünüz nedir?

H.G.G: Ben lüksü akla gelen şatafat ve ihtişam olarak görmüyorum. En büyük lüksümüz sağlığımız ve bir şeylere hayır diyebilme imkanımız. Klasik anlamda lükse baktığımızda ise, ben içinde iyi hissettiğim kıyafetler ve ayakkabılarla olmayı tercih ediyorum. Zevk olarak çok modayı takip eden bir insan olmadım. Paramı her zaman uzun yıllar kullanabileceğim şeylere harcıyorum. Zamansız kıyafetler aldığınız zaman sürekli bir şey almanız da gerekmiyor. Moda çok peşinden sürüklenilecek bir şey değil diye düşünüyorum. Moda benim için üstüme yakışan ve içinde rahat ettiğim şeydir.

Kendinizde beğenmediğiniz yönünüz var mı?

H.G.G: Biraz fazla başak burcuyum. Çok detaycıyım. O yönümü değiştirmek isterdim.

Ödül almak insanları gururlandırır. Siz sayısız ödüller aldınız…

H.G.G: Bugüne kadar pek çok ödüle layık gördüler. Her biri birbirinden kıymetli. Özellikle misafir memnuniyetiyle alakalı olan ödüller bizim için çok önemli.



İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR