Sziget'e ilk geldiğim seneden beri bu festivalle ilgili söylediğim bir şey var: Burası aynen Alis Harikalar Diyarı'nda kitabında anlatıldığı gibi! Başınıza ne geleceğini bilmediğiniz bir maceraya girmek için geçtiğiniz kapıdan sonrasını tahmin bile edemiyorsunuz. Ama her zaman çok eğleniyor, çok mutlu oluyorsunuz. Festival bu sene de diğerlerini aratmayan muhteşemlikte geçerken, içlerinde Yeni Zellanda, Avustralya, Arjantin'den gelen bir sürü arkadaş edindiğim bir organizasyon oldu. 18'ine basan Avrupa gençliğinin deneyim açısından ilk istikameti olan festival, Rihanna'yı ağırladığı gün tarihinin en kalabalık gününü yaşamıştır herhalde. Adada neredeyse yürüyecek yerin bile kalmadığı günlerde bile bir tane kavga çıkmaması, genç enerjinin rahat bırakıldığında nasıl başının çaresine baktığının, büyükleri gibi kavgacı olmadığının kanıtı aslında. Festival alanında kalan gençler bu sefer ilk günden yağan yağmur yüzünden biraz şanssızdılar. Sziget'in genelde çim alandan oluşması, yağmur nedeniyle her yerin çamur olması bile açılış günü Die Antwoord ve The Chemical Brothers ile dans etmelerini engellemedi. Sabahları 4 dereceye düşen sıcaklık nedeniyle uyku tulumu satışlarında bir artış olmuş hepsi bu. Sabah 05.00'e kadar canlı müziğin olduğu festivalde daha geç saatler için telefonlardan yayın yapıp yine de keyfini bozmayan gençlik bir haftalık az uyumayı eğlenceye tercih etti. Öğrenciler için en popüler alan ise festivalin girişine konumlanmış ve içeriden daha ucuza bira satan süpermarketti.




Sziget'te olan biten




-Rihanna festival ortamına uyup çok şov yapmadı, kıyafet değiştirmedi ama bütün hitlerini söyledi. O kadar çok bir numara olan şarkısı var ki çoğunu kısa kısa geçmek zorunda kaldı. ‘Work'te yaptığı ‘twerk'ler bir Beyonce değildi ama iyiydi.




-Ceza akustik ağırlıklı konseriyle Avrupa Sahnesi'nde önemli bir kalabalığı ağırladı. Seyircilerden birinin elindeki BJK bayrağını görünce ‘Siyah-beyaz' sloganını attırmayı ihmal etmedi. Daha önce karşılaşmadığı yabancı izleyicileri bile fena halde coşturdu.



-Roisin Murphy cumartesi gününün en önemli ismiydi. Ana sahnede Muse yardırırken koştuğumuz konser, Sziget'te izlediğimiz en iyilerden biriydi. Yeni albüm ağırlıklı gittiği konserin ana kahramanları yine maskeler ve kostümlerdi.




-Goran Bregovic ise yaptığı müzikle bütün Avrupa'yı birleştiren bir kişi oldu. Koca salonun bir düğüne katılmış gibi heyecanlı ve istekli dans edişini izlemek, en az ünlü müzisyenin şarkılarını dinlemek kadar keyifliydi.




-Die Atwoord'dan Ninja, son günlerin en popüler çizgi kahramanı Pikachu kıyafetiyle sahneye çıktı. Fakat kostüm partisine hazırlanır gibi gelen gençlerin çoğunda da bu kostüm olduğu için aşırı ilgi çekmedi.




İsteyene evlilik, isteyene striptiz




Sziget'te istediğiniz her kafaya göre ortam vardı açıkçası. İster vegan olun ister glütensiz beslenin, ağız tadınıza ve beslenme türünüze uygun yemek seçenekleri var. Üstelik istediğiniz yemeğe ya da içkiye ulaşmak için sıra bile beklemiyorsunuz, çünkü hepsi bir sistem dahilinde. Bizim yerli festivaller gibi çalışan sayısını az tutalım da onların alacağı azıcık paralar bile bize kalsın kafası buradaki mantığa uymuyor. Konukları rahat ettirme politikası hakim, paralarını çarpıp cebimizi dolduralım değil. İstiyorsan Magic Mirrors'da yaratılan gay diskoya gidiyorsun ister Marilyn Night Club'daki striptiz seanslarına. Hatta canın isterse direklerden birini kapıp striptiz salonunda dans bile edebiliyorsun. Seçtiğin bir arkadaşın ya da yeni tanıştığın biriyle evlenebileceğin ve sadece Sziget Adası sınırlarında geçerli olan bir evlenme cüzdanına sahip olabileceğin bir şapel bile mevcut. Müzikten, yemekten içmekten sıkıldın mı, o zaman sirk çadırının içine girip bambaşka aleme geçebiliyorsun. Eğlence sever gençlik için bir hafta ara vermeden müzik bulabildiği tam pansiyon tatil köyü günleri gibi güzel geçti. Böyle bir deneyimin ardından gençlerin hayata bir başka bakabildiklerine eminim.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR