-->
HT KULÜP

'Kader, çabaya âşıktır'

Mehmet Zorlu Vakfı Başkanı Berrin Zorlu, hayatında hiçbir zaman kaderci olmadığını söylüyor ve ekliyor 'Kader çabaya âşıktır'


Hayata dair derin anlamları olan, Allah'ın yarattığı mucizevi sistemi araştıran ve sürekli bu konuda kafa yoran biri Berrin Zorlu. Sürekli öğrenme ve okuma halinde... Sevgiyi, şükretmeyi bilen çevresine bilgi anlamında ışık saçan Zorlu'nun hayatında şükredecek birçok sebebi var. 'Kader çabaya âşıktır' diyen Berrin Hanım'la uzun ve keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik...

Röportaj: Aybala YILDIZ

Fotoğraflar: Onur AYDIN

 


Kütüphaneye sık sık gelir misiniz?

Evet geliyorum çünkü benim hayat amacım okumak öğrenmek, kitaplar diyebilirim. Öyle bir öğrenme aşkı var içimde. Sanıyorum ki yaşama sevincini de getiren bu motivasyon. Allah kimseden almasın bu yaşama sevincini. Hayatta her şey mümkün. Öyle mucizevi bir sistem ki her şey beyinde yaratıyoruz. Özellikle İşaret Serisi'nde o kadar güzel anlatıyor ki beynin nasıl çalıştığını, nasıl işlediğini, bilinçaltının bize neler yaptığını. Aslında 0-7 yaş arasında bilinçaltı oluşuyor ve o kadar önemli ki çocuğunla ne konuştuğuna bile dikkat etmek gerekiyor. Sonra yedi yaştan sonra çocuk  otomatik oluyor. Bir şey oluyor bir öfke patlaması yaşıyorsun ve niye yaptım ben bunu diyorsun. Halbuki geri planda otomatik bir dönen sistem var. Anlayamıyorsun niye böyle olduğunu çünkü cinnet geçirenler, hayvanlara zulüm, eziyet çok.  İnsanlar farkında değil ne olduğunun kendilerini kaybediyorlar. O sistemin nasıl çalıştığını bir öğrenebilsek. Tamamen beyin similasyonu. Kendi bilinçaltı kayıtlarına göre kendi içeriğini yaşatıyor bize hepimize ayrı ayrı hepimize bambaşka.

Elinizden hiç bırakmadığınız bir solukta bitirdiğiniz kitaplar var mı?

Aslında çok. Benim başucu kitaplarım çok fazladır. Son sıralar yeni çıktığı için İşaret kitabının 4. kitabını okuyorum. Deniz Erten harikalar yaratmış onu okuyorum. Onun haricinde felsefe çok seviyorum ben. Hep yaratılışı merak ettiğim için hayat bu kadar kısa olmamalı, bu kadar kolay, bu kadar basit olmamalı bence. Yiyoruz, içiyoruz, çalışıyoruz. Arka planda bir şey olmalı. 70- 80 senelik bir ömür benim kalbime uymadığı için hep bir araştırma ve merak içindeyim. O yüzden kuantum fiziğine meraklıyım. Orda da aslında yaratılışta sonsuz bir ömür yolculuğu var. Yani bu dünya imtihan dünyası. Bizim bu dünya da başımıza gelenler bizim sonraki hayatımızda başımıza gelenler ruhumuzun seviyesine göre, frekansına göre sonsuz ömür…  Ben öyle hissediyorum, öyle inanıyorum. Öyle olduğu içinde bu dünyada yapmamız gerekenler var. Dua etmemiz gerekiyor. Allah'ın sistemine hizmet etmemiz gerekiyor. Zaten şükür kesinlikle nimeti arttırır. O kadar büyük bir lütuf ki şükrettikçe, şükrettiğin şeyler çoğalıyor. Ne mutlu. Aslında bir olasılıklar denizinde yaşıyoruz.  Sonsuz olasılıklardan neye odaklanırsak kendimize onu çekiyoruz . Bunun farkında ve bilinçli olarak yaparsak bu dünyada cennet aslında mümkün oluyor.

Hayata dair şükrettiğiniz neler var?

Sağlık ve evlatlarım. Önemli olan herkes gibi hasta bile olduğunda onun manasını bulabilmek. Hastalık bazen temizlik için geliyor. Bazen ruhun tekamülü için geliyor. Çünkü ruhun frekansının yükselebilmesi için acı gerekiyor, özlem gerekiyor,  sabır gerekiyor bunu da işte tasavvuf hocalarımız anlatıyor. Sevgili Ahmet Turan Esin'den aldığımız derslerden sonra öğreniyoruz bunları. Aslında o kadar büyük hatalar yapıyoruz ki hep perdeleniyoruz ve perdeliyoruz ki gerçeği göremiyoruz. Aslında yüzen bir gerçeklik var olasılıklar denizindeyiz aslında ama farkında değiliz.
 
Reenkarnasyona inanıyor musunuz?

Aslında reeankarnasyon diye bir şey yok. Tasavvufta gelinen noktada bu dünya da ne yapabiliyorsan yapıyorsun. Ve kendine yapıyorsun. Nefes bittikten sonra, bu beden öldükten sonrada yapabilecek hiçbir şey kalmıyor. Onun için ne kadar çalışabilirsek o kadar iyi.
Evrene baktığımızda bir kum tanesi kadarız hiçiz aslında. Sizce bu ne anlam ifade ediyor?
Kesinlikle bende hiç olduğumuzu düşünüyorum. Çünkü bedenimizi kendimiz seçmiyoruz. Öyle bir seçim şansımız yok. Ailemizi seçmiyoruz. Bir aileye geliyoruz dinimizi bile seçmiyoruz. Nerde yaşadığımızı seçmiyoruz. Değiştiremeyeceğimiz şeyler var. Bizden büyük bir var aslında. Kader de hep böyle. Benim gençlik yaşlarım hep böyle geçti. Kader nedir kaderde ne yapabiliriz falan gibi. Bu yaşım itibariyle geldiğim noktada gücümüzün yettiği her şey bize ait ama yetmedikleri tamamen Allah’ın sistemine ait. Allah’ın bir sistemi, bir matematiği var. Evrene ne veriyorsan karşılığını alıyorsun. Düşüncelerimizle yaratıyoruz bunu fark ettiğimiz an gerçekliğimizde değişiyor. Birçok Berrin’in versiyonları var gibi. Farklı bir biliş seviyesinden de yaşayabilirim hayatı, daha altlardan da yaşabilirim. Aynı tasavvuf hocalarımızın anlattığı nefsi emare, en alt hayvani nefs hep istiyor. Gıybet var, beyaz yalan var, riya var. Ben riyanın ne demek olduğunu bilmiyormuşum bile.  Hocalarım anlatmadan önce. Riya ne demek? Hep başkalarını tanrılaştırmak. Başkaları için yaşıyor olmak demek. Halbuki çokta önemli olmamalı beni gören zaten bir Allah var. Kozmik enerji var. Adına ne derseniz deyin. Allahın bir sistemi var. Bunun bir matematiği var ve bunu çözdüğünüz zaman zaten yaşam daha kolay.  

Peki kaderci misiniz?

Hepimizin bir kader planı var tabii ki ama özgür irade diye de bir şey de var. Sen özgür iradenle bir seçim yapabiliyorsun.  Pozitifi veya negatifi seçiyorsun. Ondan sonrada o yönde açılıyor senin hayatın.  “Kader çabaya aşıktır” diye bir laf vardır çok severim.  Hakikaten elinden gelenin en iyisini sonuna kadar yapacaksın ama olmuyorsa da zorlamayacaksın. Zaten hiçlikte burada devreye giriyor. Çabalıyorsun, uğraşıyorsun, zihinle ve egonla yapmalıyım yapıyorum.  Bir zamandan sonra olmadı mı olmuyor. Olması gerekiyorsa da sen o kadar uğraşmasan da oluyor. İşte kader bu oluyor gücünün yettiği kadar. Bizim haricimiz öyle büyük bir güç var ki. İlla Allah demek gerekmiyor. Sistem var. Kozmik enerji, yaratıcı güç gibi. Şimdiye kadar çok eğitimler aldım. Los Angeles’ta en son yazın gittiğimde kabala eğitiminde de hayretler içinde kaldım. Onlarda aynı şeyi anlatıyor çünkü.  Tasavvufta anlatılan neyse onlarda aynı şeyi anlatıyor. Tabi ki update olmuş hali Müslümanlık İslamiyet. Tabi ki çok şükür müslümanız ama aslında hakikat tek.


'Çok şükür ilahi adalet varmış' dediğiniz anlar oldu mu?

Olmaz mı her an var ama ne zaman fark ediyoruz. Ne kadarını fark edebiliyoruz.  Görmeye başladığımız zaman zaten açılıyor. Mesela ben rüyalarımı yazarım. Yazdıkça enerji bir yere döküldüğü zaman daha da açılıyor daha da fark ettiriyor ve daha derin rüyalar görmeye başlıyorsunuz. Onun için ilahi adalet olmaz mı? Hepimiz için var. Büyük resmi göremediğimiz için o an bu benim başıma neden geldi ne yaptım falan diyoruz halbuki bir süre sonra bu benim için en hayırlısıymış diyoruz. Sistem biliyor onu. Allah bizi burada eğitiyor. Müfredatı ona göre. Öyle güzel bir sistem var ki burada. Biz kendi nefsimizin çabasıyla niye öyle oldu niye böyle oldu halbuki akıl o kadar sınırlı ki. Çünkü yaratım böyle bu dünyada ki düzen böyle yaratılmış. Bizim göremediğimiz bambaşka şeyler var.

Pozitif düşüncenin gücüne inanıyor musunuz?

İnanmaz mıyım? Neye odaklanıyorsan onu çekiyorsun . Zaten şikayet eden hep ego ya da adına ne diyorsanız zihin, beyin gibi. Şikayet ettiğine odaklanıyorsun ve onu çoğaltıyorsun. Etrafımızda hep şikayet ettiklerimizi düşünelim. Sevap denen pozitif enerji günah denen ise negatif enerjidir.  Ne yapıyorsan kendine yapıyorsun yukarda oturan bizi cezalandıracak olan bir tanrı yok aslında hepimizin içinde olan parçaları var. Hepimiz Allahın esmalarız. Zaten hayatın amacı bu olmalı. Kendi esmanı bulup hayatını ona göre yönlendirmek.  Bunun içinde çocuklarımıza yol gösterebiliriz. Bebekken ne yapmayı çok seviyorlar, neyle mutlular böyle anlaşılıyor. Tabi kolay bir süreç değil hepsi için zaman gerekiyor. Çalışmak, farkındalık ve çaba gerekiyor. İyi niyetle çabasız olmuyor hiçbir şey.

Ölüm ve sonrası için neler söyleyebilirsiniz?

Kesinlikle ölümün bir son olduğuna inanmıyorum.  Öyle olsaydı bence bu dünya çok adaletsiz olurdu. Sonsuz bir hayat var. Ruhun enerji sisteminin devam ettiği.


2019’da hayatınızda değiştirmek istediğiniz bir şeyler var mı?

Benim uzun zamandır niyetim kendi zihnimi değiştirebilmek. Kendi zihnimdeki karanlıkları. O kadar dipsiz kuyu ki. Bilinçaltı kayıtlarımız. Kolektif bilinçdışı var. Hidedelerimizden gelen genetik miras var. Sadece miras mal mülkle olmuyor onların enerjileri de geliyor. Onların yaptıkları hatalar geçiyor. Ekşi erik yemiş dede torunun dişi kamaşmış aslında sözlerimiz ne kadar doğru. Ona çabalıyorum kendi zihnimin karanlıklarını çözmeye çalışıyorum. Hepimiz uğraşabilsek aslında bu Tanrılar Okulu'nda Stefano’nun çok güzel anlattığı kendini gözlemlemek .  Bunu yapabilsek  düşünüyorum bu ne getiriyor  bana  niye böyle düşünüyorum, bu ne kadar doğru, Allahın sistemine hizmet ediyor mu? Beyaz yalan söylüyoruz. Gıybet var. Ben mesela gıybetin ne olduğunu bilmiyordum. Ben olanı anlatıyorum diyordum. Halbuki zaten olanı anlatmak gıybet. Eğer başkasının arkasından konuşuyorsan ve hoşuna gitmeyeceği bir şey söylüyorsan bu zaten gıybettir. Değiştirip söylüyorsan da zaten bu da iftiraya giriyor o bambaşka bir şey ve hepimiz farkında olmadan yapıyoruz. Bunu nasıl bir negatif enerji getirdiği ni nasıl bizim ruhumuza zarar verdiğini fark etmeden yapıyoruz. Bilmiyoruz çünkü. Uykudayız ve otomatik gidiyoruz artık. Hep bunda kendimi düzeltmeye çalışıyorum. Deneme yanılmayla gidiyor. Bir yapıyorsun iki yapıyorsun ay diyorum yine olmadı ama insanız zaten. Bu dünya da bunun için varız.

Sizce kötülük doğuştan karakterle mi gelen bir olgu yoksa yaşayarak mı öğreniliyor?

Aslında melek doğuyoruz ve 7 yaşına kadar ne yapıyorsak yapıyoruz. Kötü hayat şartları, babalardan eziyet görenler, anne baba kavgasına maruz kalanlar oluyor ve kendiside öyle biri olup çıkıyor. Fark etmeden yapıyor çünkü doğrusu onu biliyor. Başka türlüsünü görmemiş o yüzdende çok zor aslında ama bir yandan da çok kolay. Öyle bir özgürlük alanı var ki, kendi üzerinde herkes çalışabilse o zaman bu dünyada kaos kalmayacak zaten. Bu kötülüğün sebebi hepimizin içindeki kargaşa kaos aslında. Hep bir şüphe vesvese var. Hep korkular, korkularımızı çekiyoruz. Neye odaklanırsak onu çekiyoruz. Ben evladıma bir şey olacak diye korkarsam zaten başıma geliyor. Nazar bile öyle. Nazar hakikat illa negatif olması gerekmiyor. İnsanın kendi çocuğuna değiyor. Kendine değiyor. Önemli olan farkedip korunmak. Zaten dua ne demek yönlendirilmiş beyin dalgaları demek.  Dua ettiğin an onu koruma alanına alıyorsun. Yapabildiğin kadar tabi ki Allah bilir biz ne kadar neyi idrak edebiliriz ama yaşayarak bunları öğreniyorsun.

Ruhunuzu nasıl arındırıyorsunuz?

Uzun zamandır Allah'ın sistemine hizmet edebilmek için yaşıyorum. Bunu da nasıl yapabilirim? Sokak hayvanlarına yardımla, aç olanlar var, üşüyenler var beni inanılmaz etkiliyor. Barınaklara mama mı gönderebilirim ne yapabilirim? Zaten hani kalpten dileyince Allah bir şekilde karşına çıkarıyor. Yardım etme kapıları da açıyor. Ne olması gerekiyorsa, vakıf çalışmalarımız var. Mehmet Zorlu Vakfı’nın başkanıyım. Orada öğrencilere burslar veriyoruz ama sistem bizimle işaretlerle konuşuyor aslında. Bu işaretleri okuyabilmek içinde biraz farkındalık gerekiyor. Allahın sistemine inandın mı senden üstün bir güç var yaratıcı bir güç var buna inanıyorsan ve teslim olabiliyorsan ama her şekilde senin çocuğunu senden daha iyi eğitiyor sen bir vesilesin zaten onu dünyaya getiren her konuda öyle. Sen korkarsan onu çekiyorsun. Hep iyiye pozitife odaklanıp başkasına ne yapabilirim? Empati diye bir şey var. Başkasının yerine koyma o ne hissetti ne yaptı gibi bunlar hep geliştirilebilir özellikler. Çalışmayla bilinçlendirilerek insan beynini eğitebilir. Çünkü similasyondayız. Rüyadayız başka hiçbir şey değil.


Berrin Zorlu’nun hayattaki başarı anlayışı nedir?

Gençlere bakıyorum hep statü sahibi olmak, ünlü olmak, çok zengin olmak şeklinde yorumlanıyor ve ben buna çok üzülüyorum.  Önemli olan iç huzuru yakalıyor olmak, başkalarına yardım ediyor olmanın keyfi içinde olmak, Allaha yaklaşıyor olmak, hani madem öyle mucizevi bir evrende yaşıyoruz, bir yaratıcı güç varsa ona yakın olmak, ona teslim olmak bence başarı bu. Onu fark edebilmek, onun işaretlerini okuyabilmek ve ölüm sonrası için yatırım yapabilmek.
 
Birçok sertifika programına katılıyorsunuz sanırım...

Öğrenmenin bir sonu yok çünkü akan bir enerji sisteminde yaşıyorsak sürekli yeni bir şey geliyor. En son bu tasavvuf çalışmalarının yanında bu hakikat nedir? diye araştırırken bir de dedim bilim nereye gidiyor? Ne yapabilmiş diye psikoloji sertifika programına başladım Boğaziçi Üniversitesi’nde. Ama sonuçta bilimi yapanda insanoğlu. Açıklayabildiğini açıklıyor bir yerden sonra metafizik diye bir şey var bir yerden sonra kalıyor. İnsanoğlu açıklayamıyor diyor mesela görüyorum derslerde. Tabi onu da alıp bilimle birleştirmek gerekiyor ama bir yaratıcı gücün varlığı insanı her alanda hayatın her evresinde her devresinde fark ettiriyor kendini. Yeter ki görebilelim görmeyi seçelim.

Eşiniz Olgun Zorlu sizden feyz alıyor mu?

İnsan çevresindeki insanları etkiliyor. Çünkü benim zihnim değiştikçe dönüştükçe ben değiştikçe etrafımdakilerle dönüşmeye başlıyor. Şimdi değişim inanılmaz mucizevi ben kendim nasıl değişiyorsam o da öyle çocuklarda öyle. Çünkü onlar bana hep bir ayna. Oğlumla mesela bir şey yaşıyorsam bana bir şey gösteriyor aynalık yapıyor. Dışarıda aslında öfkelenecek kızılacak kimse yok. Benim nefsimin karanlık tarafını karşıda ki insan dışarıda ki herhangi biri tanıyım, tanımıyım aynalık yapıyor. Onu görebildiğim an zaten kızılacak kimse yok. Sadece ben varım ve Allah var.

Aynı zamanda Mehmet Zorlu Vakfı başkanısınız. Ne gibi çalışmalar yürütüyorsunuz?

Mehmet Zorlu Vakfı özellikle üniversite öğrencilerine burs veriyor. Senede bir kere organize ettiğimiz bir gençlik zirvemiz var Psm’de yapıyoruz.  Çok çeşitli konuşmacılar geliyor, gençler için ücretsiz. Çok keyifli bir etkinlik oluyor onlara motivasyon vermek adına, onlara yol göstermek adına psikologlar geliyor konuşuyor ve çok etkili oluyor çok mutlu oluyorlar. Birde özellikle çok desteklediğim Zorlu Çocuk Tiyatromuz var. Ücretsiz oyunlar sergiliyor. Türkiye’nin her yerinde inanılmaz keyif alıyorlar. Çocukları sanata, tiyatroya , sinemaya, müziğe yaklaştırmak küçüklükten başlıyor onun için onlara destek olmak bize keyif veriyor.

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR