Tim Kent, Kronos ve Kairos adlı yeni sergisinde, önceki eserler bütünündeki teknik ve kavramsal yolculuğunu Yunan mitolojisine ait zaman kavramları üzerinden sürdürüyor. Tim Kent, kavramsal ve teknik donanımı sayesinde, kısıtlı görünen tuval alanını kendi sınır tanımayan imgeler dünyasıyla boyutlandırıyor. Tanıdık olanla tekinsiz olan, uygun olanla beklenmedik olan arasında gidip gelerek parçalı, ancak resimsel olarak tutarlı kompozisyonlar inşa ediyor. Her yeni üretimiyle "Sanat tarihiyle oynuyorum" ifadesinin arkasında durabilen sanatçı, yüzlerin bulanıklaştığı, mekân ve zamanın puslanarak buharlaştığı, yakaladığımızı sandığımız detayların yerini belirsizliğe bıraktığı, rüyayla uyanıklık arasında kalan bir anın duygusunu veriyor bize. Sanki yüzyıllar, sanat akımları, semboller, değişen-dönüşen mekânlar ve zaman yolculuğu yapan figürler fütursuzca geziniyor bu alanda. Hatta bu kompozisyonların, sanat tarihiyle daha yakın bir ilişki içinde olanlar için bir bulmaca heyecanı uyandırdığını bile söylemek mümkün. Savaş resimlerinden portre geleneğine, Rönesans'ın ihtişamlı mimarisinden altın orana, şövale önündeki usta ressamdan popüler kültür imgelerine ve dijital dünyanın ağ sistemlerine, her nesne ve karakter birbirinin alanına saygı duyarak ortak bir yüzeyde toplanabiliyor. Güç ilişkileri, estetik algının değişimi, kutsal olanın yerle bir olması, değer yargılarının dönüşümü, politikanın ikiyüzlülüğü ya da mülkiyetin absürtlüğü gibi temalar, nazik bir hicivle tuval üzerine işleniyor.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR