Arabeskin güçlü sesi "Acıların Kadını" Bergen'in hayatını konu alan "Bergen" filmini önceki gün Kanyon'da izledim. Ve filmden titreyerek çıktım.

İnanılmaz, çarpıcı ve örnek, ders çıkarılacak bir hayatı anlatıyor. Tam da ülkemizde artan kadın cinayetleri, erkek sorunu üzerine yaşanmış bir öykü.

-Oyunculuk üst düzey.

-Farah Zeynep Abdullah'ın performansı etkileyici.

-Bergen'in acıları sömürülmeden anlatılması harika.

-Erdal Beşikçioğlu döktürüyor.

-Tilbe Saran, Nergis Öztürk çok iyi.

Kısacası "Bergen"de senaryo, performanslar sizi öyle bir içine çekiyor ki, bir saniye bile filmden kopamıyorsunuz.

4 Mart'ta vizyona girecek filmin gişesi parlak gözüküyor. Ancak bu filmi bir de celladına aşık olmuş, her şeyin farkında olup, o erkeklerden kurtulamayan bir kadının hikayesi var ki, tam da günümüzde böyle kadınların ders çıkartacağı bir film.

Bu tarz erkeklerden kopamayan kadınların özellikle izlemesi gerek.

Çünkü neyin ne olduğunu açıkça görüyor, anlıyorsunuz.

İnanılmaz bir dram. Yalanlara inanan, aşk zanneden bir kadının hazin sonu.

Tüm cümleler, kelimeler yetersiz aslında. Hatta ne kadar anlatılsa da eksik kalacak türden bir hayat hikayesi.

Bergen, çello çalan, konservatuvarlıdan arabesk şarkıcılığına yükselen, annesi her daim yanında, destekçisi olan bir kadın. Dilberay'da izlediğimizin tam tersi. Dilberay'da annesi tarafından itilen, satılmasına destek olan, dayak yediği halde evine dönmesini isteyen bir anne modeli vardı.


Ama Bergen'de tam tersi bir hayat ve gelen hazin son. Ve filmde annesinin dediği gibi, "Aklı beş karış havada" bir kız çocuğu var. Ve en büyük özlemi de baba sevgisi. Bu sevgiyi aramaktan helak olmuş, yanlış yollara sapmış küçük bir kız çocuğu.

Gerçekten tam da kadınların geleceğini, gücünü konuştuğumuz şu günlerde iki önemli ve farklı bir hayat hikayesi var gözümüzün önünde.

Tüm kadınların izleyip dersler çıkartacağı hayatlar.

Farah döktürüyor

Senaryosunu Yıldız Bayazıt ve Sema Kaygusuz'un yazdığı, yönetmenliğini Mehmet Binay ve M. Caner Alper'in üstlendiği Bergen'de Farah Zeynep Abdullah döktürüyor.

Filmin ilk 20 dakikasından sonra Farah'ı değil, Bergen'i izliyordum.

Şarkıları da kendisi seslendirerek adeta Bergen'in yaşattı bize. Bir an bile, o duygudan çıkartmadı. Bergen, kendi eliyle, kendini bir erkeğe teslim eden, baba travması yaşayan ve o duygudan asla çıkamamış bir kadın. Ve Farah bize bu duyguyu öyle bir yaşattı ki, ayakta alkışlıyorum.

Bu rolü ile Farah, tüm alkışları, tüm ödülleri fazlasıyla hak ediyor.

Sadece yedi ay

Ve işin en korkunç yanı Bergen'e kezzap atıp, tek gözünü yok eden, bıçaklatan ve ardından altı kurşun ile öldüren Halis Serbest, "Hiç pişman değilim" dedi ve yedi ay hapis yattı.

Zaman zaman ekranlara çıkıyor. Zaman zaman konuşuyor, zaman zaman "Pişman değilim bugün olsa yine yaparım" diyen bir cellat var ortada.

Ve hala Adana'da gül gibi yaşıyor.

Ve bir kadın, toprağın altında.

Sadece sevdiği, güvendiği ve evlendiği için.

Filmde İstanbul Sözleşmesi'nin önemine dikkat çekilmesi de ibretlik. Bu yüzdendir ki, her yıl kadın cinayetleri katlanarak artıyor. Ve hiç azalacağa da benzemiyor. Biz kadınlar olarak daha yüksek sesle sesimi çıkartmalı daha yüksek sesle bağırmalıyız.

Bergen filminin sonunda;

"Kadın cinayetleri 1995 yılında kayıt altına alınmaya başladı. 2002-2010 yılları arasında 4.289 kadın! İstanbul sözleşmesinin imzalandığı 2011 yılından itibaren 2011-2020 yılları arasında 2.490 kadın ayrılarak aramızdan ayrıldı" diye bir not var.

Uzun bir süre üzerinde düşünülecek bir not.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR