Geç de olsa gidebildim önceki gün “Arzu Tramvayı”na Uniq İstanbul sahnesinde.

Hayran olduğum Zerrin Tekindor’u tiyatro sahnesinde izlemek için yanıp tutuşuyordum en çok.

İyi ki izlemişim.

Nasıl güzel oyunculuk.

Kelimeler az kalır.

Oyun bitiminde ayakta alkışladık tabii tüm salon.

Ama yeter mi bilinmez.

“Arzu Tramvayı”, Amerikalı oyun yazarı Tennessee Williams’ın 1947’de Elia Kazan yönetmenliğinde ilk kez sahnelenen tiyatro oyunu.

Zamanında Marlon Brando’lu, Jessica Tandy’li kadrosuyla drama dalında Pulitzer Ödülü'nü ve daha birçok tiyatro ödülünü alarak rekorlar kırmış bir yapım.

Türkiye’de de ilk 1982’de Yıldız Kenter ve Müşfik Kenter sahnelemişti.

Bu kez de Haluk Bilginer’in Türkçe çevirisi, Hira Tekindor’un yönettiği oyunun sahnesinde Blanche’ı Zerrin Tekindor, kardeşi Stella’yı Şebnem Bozoklu, sahtekar koca Stanley’i Onur Saylak, Mitch’i İbrahim Selim oynuyor.

Oyuncu adaylarının özellikle izlemesi gereken bir oyun. Çünkü, Zerrin Tekindor yaşadığı travma sonucu bunalımda olan bir kadının performansını harika gözler önüne seriyor.

Ve tabii gerçekleri tokat gibi yüzünüze çarpıyor.


Onur Saylak, Şebnem Bozoklu, İbrahim Selim in de oyunculukları kusursuz.

Birinci perdesi 90, ikinci perdesi 50 dakika, arayla beraber 155 dakika dünyaya ile ilişkinizi kesin ve tiyatroya gidip kendinize güzel bir gece armağan edin derim.

Hızlı akan zaman, sosyal medya dünyasında kısa da olsa kapatın telefonlarınızı. Pişman olmayacaksınız.

Tiyatroya ilgi büyük

İtiraf etmem gerekirse uzun süredir tiyatroya gitmiyordum. Ve içimde büyük bir acı hissediyordum bu yüzden.



Şimdi kendime büyük bir liste yaptım.



Sırasıyla tüm oyunları izleyeceğim.



Şimdi sırada “Dali’nin Kadınları” var.

Hatice Aslan, Devrim Nas, Hande Soral, Gülin İyigün, Açelya Devrim Yılhan oynuyor.



Çolpan İlhan-Sadri Alışık Sahnesi'nde.



Bu arada küçük bir araştırma yaptım. Tiyatro izleyicisi hiçte öyle yabana atılacak gibi değil.



Gayet iyi bir izleyicisi varmış ve günden güne de çoğalıyormuş.



Bu gerçekten harika bir haber. Daha çok oyun izlemek gerek, daha çok salonları doldurmak gerek.

Elinde telefon varsa bas düğmesine

Öncelikle Fatih Altaylı ve eşine geçmişler olsun diyorum. Önceki gün görüntüleri izlediğim anda hissettiğim duygu gerçekten korkunçtu.



Çünkü artık eşi benzeri olmayan bir duruma doğru yol alıyoruz.



İşin rengini, olayın nedenini, niyesini, neticesini anlamadan ellerdeki telefonların video düğmesinin tuşuna basıyor insanlar anında.



Çünkü içlerindeki gazetecilik duygusunu ortaya çıkartmak istiyor.



Yani normal hareket “refleks” duygusu yok olmuş yerine tamamen “Video çekip paylaşalım” duygusu gelmiş.



Kimse kimseye yardım etmiyor.



Kimse kimsenin ne yapmak istediğini sorgulamıyor.



Kimse kimsenin ne istediğini sormuyor.



Buradaki kişiler sadece bir örnek.



Bu aslında herkesin başına geliyor.



Oysa ki, bu video çekme olayı kötü bir şey değil.



Ama kadına, çocuklara şiddet ve taciz, yaşlılara eziyet , şiddet, trafik canavarları gibi kişiler için tamam.



Ama belli ki bir olay yaşanıyor. Bir sağlık durumu var ve bu belli ki konuşuluyor.



Bu anlamadan hemen kameraya sarılmak çok anlamsız değil mi?

Güle güle usta

Duayen foto muhabiri Ara Güler’i hep güzel fotoğrafları ile hatırlayacağınız.



Ama en çok o güzel İstanbul kareleriyle.

Çünkü eski İstanbul’un o güzel halleri sadece Ara Güler’in o güzel karelerinde kaldı.

Onun karelerinde hayat bulacak.

Güle güle usta.

Hayat boyu unutulmayacaksın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR