Hürrem Sultan, Meryem Uzerli, uzun süredir sadece uluslararası festivallerde boy gösteriyor.


Mücevher firmalarının takılarıyla poz üstüne poz paylaşıyor.


Arap dünyasının aklını başından alıyor.


Ama kendisinden ne bir sinema, ne bir dizi haberi gelmiyor.


Peki daha ne kada devam edecek böyle acaba?


Meryem Uzerli’nin artık bir şeyler yapması gerekmiyor mu? Böyle giderse hafızalarda sadece geçmişteki Hürrem Sultan olarak kalacak.


Ajda Pekkan olmak


Bunun için disiplin, sabır, cesaret ve kendine güven gerekiyor.


Yani bir Ajda Pekkan olmak hiçte kolay değil.


Ajda Pekkan “Aman ben süperstarım. Bundan sonra bunlara ihtiyacım mı var. Yatarım, otururum, çalışmam, hiç umurumda değil” dese kim bir şey diyebilirim.


Hiç kimse!


Ama o ne yapıyor?


Hala çalışıyor.


Ajda Pekkan markasına emek veriyor. Hiç durmadan, bıkmadan çalışıyor.


Yeni nesil bazı isimlerde bile ondaki bu şevk ile çalışmayı göremiyorum.


Özellikle bu yola çıkmış ünlü isimlerin Ajda Pekkan’dan ders alması gerekiyor.

Eylül’de tatil bir başka güzel

Ben en çok tatil yapmayı Mayıs ve Eylül ayında severim.


Tam da Temmuz-Ağustos tatilcisi el çekince ülkemin, memleketim güzel yerlerini keşfederim.


Çok uzun süredir görmek istediğim yerler vardı bu Eylül’de soluğu oralarda aldım.


Bu yazın en popüler yerleri Marmaris Bozburun ve Söğüt’te.


Evet bu senenin parlayan yıldızı Bozburun ve Söğüt’tü. Hatta tam yazın ortasında “Bu yaz ne Alaçatı, ne Bodrum, moda Bozburun ve Söğüt” diye yazmıştım. Yanılmadım.


Kimi ararsanız bu minik tatil beldelerindeydi.


Küçük pansiyonları, mini butik otelleriyle hem tekne ile tatile çıkanları hem de araba yolculuğu yapanlara ev sahipliği yaptı.


Peki neydi bu iki yerin sırrı?


Bir kere doğası, kesinlikle denizi, insanları ve yemekleri.


Üstelik sessiz, sakin, dingin, gürültüsüz, patırtısız tatil isteyenlerin vazgeçilmezi oldular.

Aç kapıyı ben geldim Sabrina

Bozburun’un en sükseli butik oteli Sabrinas House.


Adından son yıllarda sıkça söz ettiriyor. Ve sosyete, iş dünyası, futbolcusu ve sanatçısıyla çok ciddi bir kitleyi ağırlıyor.


Aslında burasının hikayesi 20 sene önce başlamış. Alman Sabrina gelip bu araziyi satın almış.


Ancak Sabrina o kadar gönlü ve eli bolmuş ki, sevdiği her müşteriye indirim yapmış.


Çoğundan para almamış.


Oteli doğru bir şekilde işletememiş.


Ve haliyle de istediği olmamış.


Borç aldığı kişilere borcunu ödeyememiş. Bu yüzden de on sene önce devretmek zorunda kalmış.


Ancak devrettiği kişiler yani Mesut bey ve Sema Hanım Sabrinas House öyle bir sahip çıkmışlar ki, kendi evleri gibi adeta baştan yaratmışlar.


Yönetici Asım Bey’in de tüm katkılarıyla bölgenin en gözde yeri yapmayı başarmışlar.


Sabrinas House’de gerçekten kendinizi evinizde hissediyorsunuz. Bir başka duygu var burada. Ki zaten denizin sesi, doğanın size yaşattığı samimiyetle bir zaman sonra sanki yıllardır orada yaşadığınızı hissediyorsunuz.


Asım Bey’e, “Sabrina hiç geliyor mu?” dedim. Bana “Evet sık sık gelip misafirimiz oluyor. Sezon başı buradaydı” dedi.


Anlayacağınız Alman kadının evi şimdilerde herkese ev sahipliği yapıyor. Sabrinas House’de zaman zaman mini konserler de düzenleniyor. Mesela bu akşam Jabbar’ın konseri var. Yolunuz oralara düşerse aklınızda olsun.


Yemekleri, kokteylleri çok güzel ama özellikle bademli limonatasından içmeden dönmeyin.

Dilara’nın Barba Saranda’sı

Geçen sene sessiz sedasız açtı Söğüt’te Barba Saranda’yı Dilara Endican.


İstanbul’daki hareketli yaşantısını bir anda bırakıp bu minik köye yerleşti.


Barba Saranda, Söğüt’te tam köye girerken girişte.


Mahalle bakkalı ile kasabı ve yerlisiyle ile lüks bir görünümden uzak.


Ve işin en büyük sırrı da aslında burada.


Samimi, organik.


Olduğu gibi.


Dilara Endican, kimselere haber vermeden açtığı Marmaris Söğüt Köyü’ndeki mekanı Yunanistan’ın Symi Adası’nın da tam karşısına denk düşünüyor.


Ve iki sene içinde duyan geldi.


Ünlüsü bol oldu.


Kıvanç Tatlıtuğ’dan, Özge Özpirinçi’ye, Serdar Bilgili’den, Adnan Polat’a kadar kimi ararsanız Dilara’nın samimi mekanında soluğu aldı.


Denize sıfır konumuyla da kısa sürede “Dilara’nın evi” oldu Barbara Saranda.


Barba, İtalyanca da “Sakal”, Yunanca da “amca” demekmiş.


Saranda ise zaten bulunduğu yolun adı.


İkisi birleşince ortaya harika bir isim ve mekan çıkmış.


Dilara Endican yaz-kış burada yaşıyor.


Kışın en fazla iki, üç günlüğüne istanbul’a gidip soluğu hemen bu samimi, küçük köyünde alıyormuş.


“Artık İstanbul’da yaşayamıyorum” diyor.


Ne yalan söyleyeyim, uzun süre ben de oralarda vakit geçirsem İstanbul’a sanırım gelmem.


Fazla alışmadan kısa sürede döndüm oralardan. Yoksa kopamayacaktım.


Ama sizin yolunuz düşerse Dilara’nın evine uğrayın derim. Oraların havası da, suyuda, yemeği de bir başka güzel.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR