Yılbaşı gecesi yaşanan katliam sonrasında protesto amaçlı düzenlenen yürüyüşte, eğlence mekânlarında sahneye çıkan şarkıcı ya da DJ'lerin olmayışı tartışma başlattı. Yüksek miktarda para kazandıkları sahneleri desteklemek için kötü günde ortaya çıkmamaları eleştiri konusu oldu. Zaten gerilime çok müsaitiz, bir de bu konuya takmamalıyız diye düşünüyorum. Bahsi geçen kişiler belki de evlerinde, yorganı üstlerine çekmiş korku içinde yaşıyorlar. İnsanların hassasiyet derecesi bilinmez ki. O mekânın DJ'i yaşadığı olayın arkasından gece hayatını bırakmayı düşünebiliyor mesela. DJ kabininin altına saklanarak hayatını kurtardığı gecenin travmasını üzerinden kolaylıkla atmasını bekleyemeyiz. Kimse de ona ‘yanlış yapıyorsun' diyemez sanırım. Ayrıca duyarlı insanlar Kuruçeşme Cemil Topuzlu'dan Reina'ya kadar yürüdü diye sorun çözülmedi farkındaysanız. Daha önce de benzer terör olayları İstiklal Caddesi civarında yaşandı. Ardından Beyoğlu o kadar yalnız bırakıldı ki birçok insanın "Ben Beyoğlu'na gitmiyorum" cümlesini kurmasına kadar vardı iş. Ortamlardan tanıdığım bir iş sahibi "Taksim ve çevresine gitmeyeli 6 sene olmuştur" diye bir cümle kurduğunda "Yok artık" dedim umarsızca. Asıl mesele gitmekten zevk aldığınız bir semti bu kadar kolay yalnız bırakmak bence. Yürüyüşe gidenler en cesur olanlar olabilir. Ama daha da önemli olan kısmı semtin yalnız bırakılmaması. Üzerinde bir süre geçsin, en azından oksijen almak için bile kalabalığa karışmamız şart. Olayları diğerleri kadar kolay atlatamayanlar için sokakların yeniden güvenilir olduğuna inandırılmak gerekiyor.




Linç sanatının seviyeleri




Bu ara sinirler gergin, moraller bozuk. Herkes bir neden bulup diğerine çatmak için fırsat kolluyor sanki. Birbirimizin üzerinde sinirimizi boşaltmak ata sporumuz gibi oldu. En kötüsü de birini linç edilince, sinirden söyleyenin kim olduğuna bile bakmadan peşinden gidiyoruz. Bomboş insanlar sırf birilerini linç ediyor diye kitleleri peşinden götürebiliyor, aferin alabiliyor. Ama kimin düşüncesini onayladığınızı, peşinden gittiğinize bir bakmanız gerekiyor sanki. Ne için, hangi hakla ortalarda olduğunu bilmediğimiz bir sürü isim bu tip toplumsal olaylarda belden aşağı konuşmalarla gündeme geliyorlar. Evet, normal olmadıkları için belden aşağı konuşma konusunda uzmanlar. Belki de hayattaki tek profesyonellikleri bu aslında. Ortaokul civarında dilimize dolanan, sonradan ayıp olduğunu öğrenip lugatımızdan çıkardığımız kelimelerin hâlâ ağızlarında oluşu bile çok şeyi gösteriyor aslında. Sırf o anki duygularımıza yakın bir şekilde sinir kusuyorlar diye onların peşinden gitmeye değer mi? İnsan olarak bir seviyeyi korumamız gerekiyor. Karşınızdaki kim olursa olsun, linç etmeyi savunmak bu çağın hareketi değil. Bu seviyenin altına inenleri alkışlayarak insanlık yapmış olmuyorsunuz, o yaptığınız başka bir şey!




Gaza gelelim, getirelim!




Gülse Birsel'in gaza getirici yazısını çok sevdim. Evet okurken bir hareketlenme yaşadım, "Dışarı çıkmalıyım" dedim. Ama çıktım mı, tabii ki hayır. Peki Gülse çıkmış mıdır, hiç sanmıyorum! İnsanların yeniden sokağa dönmesi için birbirimizi gaza getirmekten daha keskin adımlar atılması gerekiyor. Ne bileyim hücre evlerine baskınlar, canlı bomba yakalanma haberleri, güvenliğin sağlandığına dair inancımızı perçinleyecek bir hareket gerekiyor. Sokağa çıksa parayı nereden bulacağını düşünen bir o kadar insan da cabası. Aynı yazının trol bölümü ise çok başarılı. Derdimiz kadar trolümüz var. Ama onları şikâyet etmek de eğlenceli bir hale geldi şahsen. Çağ değiştikçe ilgi alanları da böyle değişiyor azizim.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR