HT KULÜP

'Çocukken ajan olmak isterdim'

Merhum işadamı ünlü rallici Renç Koçibey'in kızı ve firari iş adamı Cem Uzan'ın eski eşi Alara Koçibey, gerek davetlerde gerek yaşam tarzıyla her zaman gözdeliğini koruyan önemli isimlerin başında yer alır. Mimarisini gerçekleştirdiği Şişli'deki Marriott Hotel 'de bir araya geldiğimiz Alara Koçibey ile samimi bir röportaj yaptık. Eğitimini 6 farklı üniversitede okuyarak tamamlayan iç mimar Alara Koçibey, çocukluk günlerindeki anılarından,iş hayatı serüvenini ve özel hayatı hakkındaki tüm bilinmeyenlerini ilk HT Kulüp Yazı İşleri Müdürü Reşit Özet'e anlattı.

Röportaj:Reşit ÖZET
Fotoğraflar: Mertcan DEMİRDÖĞEN



* Biz sizi otomobil ve motor sporları duayeni rallici merhum Renç Koçibey'in kızı olarak tanıyoruz. Bilmediğimiz yönleriyle Alara Koçibey'i sizden dinleyebilir miyiz?

Renç Koçibey'in kızı olarak bilinmek hayatımdaki en büyük onur. Bir kere evlendim ve o evliliğimden iki muazzam çocuğum var. Mesleğim içmimarlık ve mesleğime gerçekten âşığım. Mesleğimi severek okudum. İnanılmaz bir okul dönemi geçirdim. İlk önce Türkiye'de üniversiteye gittim. O dönemlerde İngiltere, Paris, New Yor'ta yaşadık. Her taşındığımız ülkede eğitim hayatıma tekrar başladım.  En sonunda İstanbul'da Yeditepe Üniversitesi'nde içmarlık bölümünü bitirdim. Yaklaşık altı üniversiteyi tamamladıktan sonra resmi olarak içmimar oldum.

* İş kariyeriniz ne zaman başladı? Şu an aktif olarak neler yapıyorsunuz?

Şu an kendimi istediğim ölçüde mesleğime verebiliyorum. Çok yoğun zamanlarım oluyor. Şimdi içinde bulunduğumuz Marriott Hotel, gururla tamamladığım bir proje. Kırşehir'de başka bir otel projem daha var Makissos... Onun dışında  Tuvana Büyükçınar ve Emine Kütük'le birlikte kurduğumuz bir mağazamız var. Bebek, çocuk odası mobilyaları ve onlara ait her şeyi tasarlıyoruz. Orası biraz daha hayal gücümü istediğim gibi geliştirebildiğim bir yer.

* Şu an içinde bulunduğumuz otelin mimarisine ne zaman başladınız? Sizin için nasıl bir deneyimdi?

-Burası bugüne kadar yaşadığım deneyimlerden çok farklıydı. Muazzam yoğun bir tempo, inanılmaz bir çalışma ve disiplin gerektiren bir dönemdi. Ancak bu kadar zevk alarak yapabilirdim. Daha çok iş dünyasına hitap eden bir otel olduğu için içerde de onu yansıtmak istedik. Avrupa'nın en önemli otellerinden biri ve diğerlerine benzemiyor. Otel sahipleri bu konuya çok önem gösteriyor. Şık fakat iş disiplinini ve resmiyetini hissedebildiğiniz, aynı zamanda çok davetkâr ve sıcak atmosferi olan bir otel yaratmaya çalıştık ve eminim ki bunu başardık.


* İşinizin temeli yaratıcılığa dayanıyor... Koçibey nelerden ilham alır?

- Ben çok şeyden ilham alırım, yeter ki zihnimin açık ve rahat olması lazım. Ama en çok ilham aldığım yer seyahatlerimdir. Onları  fark etmeden depoluyorum ve ondan sonra çok başka türlerde sentezleyip ortaya çıkarıyorum. Ayrıca devamlı araştırma yaparım. Çalışmam bitip kendi özel hayatımı tamamladıktan sonra gece bana kalan vakitte 2-3 saat araştırma yaparım. Zihnimdeki yaratıcılığın çıkması için kendimi devamlı görsellerle beslemem lazım.

* Oteldeki objelerde nostalji söz konusu... Bunun nedeni nelerdir?

Ben zaten zamanları birbirine karıştırmayı çok seviyorum. Kendi özel tarzımda genellikle en çok eskiye yakındır. Otelin vermek istediği imajı tutarak üstüne bunları katmak çok önemliydi benim için. İstanbul'da bir Marioot sonuçta. İstanbul artık dünyada da nasıl özel bir şehir olduğunu fark ettiriyor. Herkes bunu kabul etmeye başladı. Bu otelde de o unsurları hissetmemiz lazım. Bizim tadisyonel objelerimiz, motiflerimiz ve dokularımız bunları yer yer fazla yormadan, dediğim gibi çizgiden çıkmadan, otel içinde gezerken hissedip algılıyor olmanız lazım ve bu parçaları da öyle topladık.


* Hayalinizdeki evi anlatır mısınız? Evinizi kendiniz mi dekore ettiniz?

- O kadar çok hayallerim var ki, hiçbir zaman kendimi tekrarlayan iç mimar değilimdir. Yaptıklarım birbirine hiç benzemez. Kendi evimde ise o kadar çok değişik fikirlerim var ki, onlara cevap verebilmek için daha fazla evim olması gerekir. Tarzım eklektikdir. Kendi evimi yapmadım ama çok güzel bir evim var. Evim benim tualim...



*Evinizin dekorasyonu nasıl?

-Evime iki ayrı yerden giriliyor. Birisi bizim yaşama alanımız, orada en çok elektronik eşyalar hâkim. Çünkü onlar benim ayrı bir tutkum.  İkinci alanın daha yalın, sıcak, davetkâr ve çok şık olduğunu düşünüyorum. Daha çok sanat eserlerinin ön plana çıktığı bir alan yaratmaya çalışıyorum.

 

*İlk mimarisini yaptığınız işiniz neydi hatırlıyor musunuz?

Bize ait evler, ofisler de yaptım. Yurtdışında yaşarken arkadaşlarımıza danışmanlık yaptım. Her zaman bunu içinde olduğum için çok seviyordum. Newyork'ta yaşadığımız dönemlerde Donald Trump'in erkek kardeşinin eşi Blaire Trump'ın evini kendisiyle birlikte dekore ettik.

* Blaire Trump'ın evini anlatır mısınız? Nasıl bir konseptti? 

 Blaire Trump'ın evi biraz daha yazlık, sahil eviydi. Bol objeler, içerde yaşayan ağaçlar hâkimdi. Çok sıcak ve açık tonlarda gelişen bir ev oldu.

* Kariyerinizle ilgili hayalleriniz ve hedefleriniz bahseder misiniz?

- Her şeyin bir zamanı var. İşime önceleri kendimi vermek isterdim. Fakat o dönem  yaşadığım hayat tarzı buna izin vermedi. Şimdi istediğim noktanın başlangıcındayım. Kendimi işime tamamıyla verebildiğim bir noktada olduğum için nereye gidebileceğimi görebiliyorum. Şu an İstanbulu ve ülkemizi duyurabilecek daha büyük projeler yapmak, daha ön planda olmak benim için çok önemli. Çocuk markamız hakikaten büyük bir eksiklik sonucu hayata geçirdiğimiz bir proje.. Çocukların hayal gücüne inerek bir mekân yaratıyoruz. Her anneye tavsiye ediyorum. Benim için çok önemli bir internet sitesi projem var. Her şey hazırlandı fakat bir takım işlerimizi tamamladıktan sonra açacağız. Mekân sanatı için yapılabilecek ne varsa hepsini içinde barındırıyor.

* Çocuk ve bebeklere yönelik bir mağaza açmak nasıl ortaya çıktı?

Tuvana Büyükçınar, Emine Kütük ve ben 3 yakın arkadaşız. 3 Moms mağazamızı üç anne olarak kurduk. Diğer ortağım tasarımcı Tuvana Büyükçınar'la çok yakın bir hayal gücümüz var. Çok eğlenerek çalışıyoruz. 1 kaç sene öncesi Tuvana'nın fikriydi ve sonunda bu sene hayata geçirdik.

* Babanız, merhum Renç Koçibey'in hangi yönlerini örnek alıyorsunuz?

- 9 Şubat babamın ölüm yıldönümü. Her zaman soğuk geçer. 21 sene oldu onu kaybedeli, kabristana gittiğimizde tören yaparız ve oluşan kalabalık görülmeye değerdir. Babam özel ve inanılmaz bir insandı. Geçenlerde bir seyahetten dönerken 32 yaşında bir polis memuru pasaportuma bakarken, ''Siz Renç Koçibey'in kızı mısınız ?'' dedi. Babam efsanevi bir insandı. Babamın her yönünü örnek almaya çalışıyorum. Babamla ilgili en sevdiğim ve muhakkak kendi hayatımda çocuklarımada vermeye çalıştığım en önemli unsur, sözünün arkasında durmaktır. Babamın mertliğini ve gururlu duruşunu her zaman örnek alırım.

* Motor sporlarına merakınız var mı?

- Araba kullanmayı çok severim. Motorsiklet kullandım. Babamdan gizli kullandım ve küçük bir kazam olmuştu. Çok iyi kullanırım, çok da seviyorum. Fakat babam hiçbir zaman istemedi. Babamın yarışı vardı. Babamın yarış arabasını ondan gizli park edilen yerden feribota çıkarıcaktım ki bir anda ortalık karıştı, masalar ayaklandı. Çok azar işittim babamdan. Halbuki ben inanın her gece babamın arabalarını kaçırıp sürerdim. Hiçbir zaman istemedi babam... Babam vefat ettikten 4-5 sene sonra onun adına düzenlenen yarışlara girdim... Babam pilott ben de co-pilottum. İlk araba olarak yarışa başlardım.

* Herkesin çocukken hayalini kurduğu bir meslek vardır. Sizin hayaliniz neydi?

- Film seyretmeyi çok severdim ve hayallerini kurardım. Hollywood'a gidip o setlerin dizaynını yapmayı çok istemişimdir. Çok net hatırlıyorum ajan ve avukat olmak istiyordum. 14-15 yaşlarındaydım. Bir gün babam beni aldı, Şişli Adliyesi'ne götürdü. Beni adliye koridorlarında gezdirdi ve bana ''Senin o tahmin ettiğin ya da olacağını düşündüğün şey bu; sen bunu yapamazsın'' dedi ve bende bir daha buraya uğramıyım dedim. Ajanlık ise James Bond'dan gelen bir istekti. Babamla çok izlerdim. Evin koridorlarında kendimi ajan zannederdim ve ciddi 1-2 sene bu isteğim kafamda vardı küçükken.

*Bize kendinizi kelimelerle anlatabilir misiniz ?

Doğru olmak ve olabildiğince mert olmak. Cesurumdur ve çok yönlüyümdür. Bu özelliğimi çok severim kendimde. Maceraperest bir yönüm de var. Bütün bunlar değişkenliğe açık olamı sağlıyor ve hiç bir yerde takılmıyorum. Mutlu olmayı, yaşamayı ve paylaşmayı da her zaman çok severim. Sevmediğim yönlüm ise karşımdaki ile çok empati kurarım. Sonunda onlara hak verir hale gelirim. Bunu sevmiyorum.

* Hayatta keşkeleriniz oldu mu?

- Vardır muhakkak. Kısa dönemlik keşkelerim vardır ama hayatıma yer edinmiş bir keşkem yok.. Zaten beni en korkutan kelimeler ya da tabu olarak gördüğüm şeylerden biridir keşke. Hayatta her şeyin bir zamanı var, istediğiniz anda istediğinizi yapamıyor olabilirsiniz. Fakat sevdiğiniz bir şey ise zamanı olduğu zaman yapmanız gerekiyor ve ben de böyle yapıyorum.

* Peki hayatta olmazsa olmaz dediğiniz neler var?

Hipokratlığı sevmiyorum. Bana yalan söylenmesini ve yalan söyleyen insanları sevmiyorum. Enerjisi düşük olup başkalarınının da enerjisini düşürüp bunlardan nemalanmak isteyen insanlardan veya ortamlardan uzak durmaya çalışıyorum. Olmazsa olmazım tabii ki çocuklarım ve yapmak istediklerim. Bir şeyi yapmak istiyorsam mutlaka yaparım.

* Alara Koçibey için şıklık nedir?

Modacı olmadığım için ilk aklıma gelen rüküşlükten uzak olmaktır. Biz malesef oryantelliği çok severiz. Kıyafet ne kadar yalın olursa o kadar daha iyi benim için. O karışımı yapamıyorsanız zor. Çok klişe bir laftır ama kendinize yakışanı bilip bulup giymek en iyisidir. Bir katalogtan çıkmış olmamak lazım.

* Modaya bakış açınızı öğrenebilir miyiz?

Bir içmimar olarak sanata çok önem veriyorum ve çok yakınım. Her konunun ayrı bir ehemmiyetini olduğunun farkındayım. Moda esasında muazzam başka bir sanat dalının günlük hayatımıza yansıması. Onu öyle görüyorum ben. Bazı kıyafetler oluyor ve hayran oluyorum.O kıyafetin o 43:23 ve yapılmasındaki açık görüşlülüğe,o tasarım gücüne ve onu gerçeğe dönüştürebilmelerine hayran oluyorum.Modayı takip etmek muazzam bir disiplin ve zaman istiyor.Hayatı yoğun insanların yapamayacağı birşey bence. Modayı takip etmekten çok kendi modanız olması daha iyi bence.

* Kendi giyim stilinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

 Nettir. Net çizgiler seviyorum. Günlük hayatımda daha natural ve spor giyinirim. Abiyelerde çok şaşa ve gösterişili olmasını severim.

* Annelik sizin için ne ifade ediyor? Anne olduktan sonra hayatınızda neler değişti?

- Anne olunca bence iki kişi oluyorsunuz. Muazzam bir şey. Dünyada çocuk sahibi olmak isteyen herkese en içten istediğim bu tecrübeyi yaşabilmeleridir. Hamileyken başka bir dönem oluyor. Çok sevmiştim ben. Bebekken başka bir dönem, gençlik dönenmlerinde farklı, geleceklerini düşündüm mü heycanlanıyorum. İnanılmaz, başka hiçbir şey ile karşılaştırılamayacak bir tecrübe.  Çok farklı biri oluyorsunuz. Ben çok daha çalışkan, kendime daha iyi bakan ve onlar için kendimi daha çok geliştiren, çok daha anlayışlı ve sabırlı ve bambaşka bir insan oldum. Tabii her gün çok güzel geçmiyor. İnanılmaz bir sabır ve güç veriyor annelik bir kadına.

* İki çocuk annesi olmanıza rağmen düzgün fiziğinizle dikkat çekiyorsunuz.Bunu nasıl başarıyorsunuz?

- Sporcunun kızı olduğum için aktif sporları yapmayı çok seviyorum. Birkaç sene sonra bizi yelken yarışlarında görebilirsiniz. Yakın arkadaşlarımız ile bir grubumuz var. Hakikaten görürseniz hiç şaşırmayın. Fakat iş tempomla çok alakalı. Son 2 haftadır işlerden dolayı ne bulsak yiyoruz, kaçta yatıyoruz, kaçta kalkıyoruz belli değil. Rejimden çok sağlıklı beslenmeyi seviyorum. Sağlıklı beslendiğiniz zaman zaten oluyor. Bir de benim için geçerli bir şey olan akşam saat 17.00'den sonra yemek yemiyorum.



* Çocuklarınız ile çok sık seyahat ediyorsunuz.Neler yaparak dinleniyorsunuz?

- Çocuklarım ile sadece dört beş kere ayrı kalmışızdır. Onun dışında her yere beraber gideriz. Seyehatlerde dinlebileceğim, şehir merkezlerinden uzak yerleri tercih ediyorum. Sakin ve egzotik yerleri severim. Bilmediğim yeni kültürleri keşfetmeyi de çok severim. Bunun için bilinmeyen yerleri ve başkentleri de ziyaret etmeyi seviyorum.

* Paris'e gidip eski eşiniz Cem Uzan'la görüşüyorsunuz. Nasıl geçiyor?

- Çocuklarımın babası ve başka ülkede yaşadığı için benim için çok mühim bir konu. Normal seyehat programlarımızın dışında çocukların okul ile ilgili bir seyehatleri olduğu zaman muhakkak Paris'e gidiyoruz tabiiki. Babalarını görmelerini istiyorum.

* Çocuklarınızın babaları ile ilişkileri nasıl?

- Çok iyi.Tabii uzak olmanın verdiği bir özlem oluyor aralarında. Onları birleştikleri zaman da görmek çok güzel bir şey ama çocuklarımızın Türkiye'de yaşamaları da çok önemli. Burda kendi kültürlerinde, kendi toplumlarında yaşamaları çok çok mühim. Biz eski bir aileden geliyoruz ve çocuklarımın da bunları hissedip bu ailenin bir parçasını olmasını istiyorum. Yabancı bir ülkede, yabancı gibi yaşamalarını istemiyorum. Tabii ki babalarından ayrı da kalmalarını istemiyorum. Bayağı vakit geçiriyorlar zaten. Üç günlük bir tatilde bile babalarını ziyarete gidiyoruz.

* Evliliğe bakış açınız nasıl. Tekrar evlenmeyi düşünüyor musunuz ?

-  Ben çok genç evlendim. Onun için şimdi evli olmamak iyi. Fakat  evlilik muazzam bir şey. Herkesin yaşaması gerekiyor. Çok çok farklı bir tecrübe. İki insanın bir aile kurması, birbirine gösterdikleri yakınlık, destek ve o sevginin öyle büyümesi muazzam bir şey. Bu kadar muazzam bir şeye bir daha olmaz diye hiçbir zaman bakmam.

* Bir ilişkide önemli olan unsurlar nelerdir sizce?

- Anlaşabiliyor olmak, beraber vakit geçirmek, ortak bir şeyler yapmak, mutlu olmak ve o hazı almak lazım. O zaman sizi kimse ayıramaz.

* Sizce aşk ve sevgi nedir ?

 Aşk yorucu ve tehlikeli bir duygu.  Sevgi ise muazzam bir duygu. İki insanın beraber hisleri ve duyguları ile yola çıkması ve de o sevginin verdiği güven, enerjiyle hayata devam etmesi müthiş. Karşınızdaki için yapamayacağınız hiçbir şey yokmuş gibi hissediyorsunuz ve gerçekten öyle oluyor.

Etiketler
Alara Koçibey
BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR