HT KULÜP

Marka merakım yok kalite merakım çok!

Marie Claire'in Genel Müdürü ve Yayın Direktörü Fatoş Yalın Arkun'la, Marie Claire Dergisi'ni ve modaya dair ne varsa konuştuk.

34 ülkede 18 değişik lisanda yayınlanan ve her sene 53 milyon satılan bir dergi Marie Clarie... 33 bin sayfa ilan alan, her ay 21 milyon kadına ulaşan Türkiye'nin ilk lisanslı dergisinin Genel Müdürü ve Yayın Direktörü Fatoş Yalın Arkun, Türk kadınına filmlerdeki hayatı değil, gerçek hayatı sunuyor, Marie Claire'in sayfalarından... Türkiye'nin ilk moda editörü unvanına sahip Fatoş Hanım'la, Marie Claire'in dününden bugününe, moda ve modaya dair ne varsa konuştuk. Tabii htkulup.com olarak cemiyet hayatının en şık kadınlarını Fatoş Hanım'a sormayı da unutmadık...

Röportaj: Aybala ÇALIŞKAN
Fotoğraflar: Bige YALIN



- Geçmişe dönecek olursak, dergiciliğe başlama hikayenizi öğrenebilir miyiz?

 Yayıncılığa Vizon dergisinde başladım. Yayın yönetmenimiz Kemal Şükün'dü. Hem dergiyi hazırlıyorduk, hem de Vizon Show'ları organize ediyorduk. O zamanlar bir tek Hilton'da düzenlenen İstanbul Moda Haftaları vardı, bir de senede iki kere düzenlenen Vizon Show'lar .

- Vizon Dergisi'ndeki göreviniz neydi?

Ekibimiz 5 kişi olduğu için herkes nerdeyse her işi yapıyordu, reklam bile satıyorduk. Vizon Show'ların ise genel koordinatörlüğü görevini  üstlenmiştim. Firmaları buluyordum, mankenleri ayarlıyordum. Defileleri Hilton ve Sheraton'da  düzenliyorduk. 5 sene çalıştım Vizon'da.



- Sonraki durağınız neresi oldu?

Nişantaşı'nda Yargıcı mağaza açıyordu. Orada  2 sene mağaza müdürlüğü yaptım.Çok zevkli fakat yorucu bir işti Türkiye'nin alışveriş merkezinin ortasında olmak, insan trafiği o kadar fazlaydı ki! Sonrasında Türkiye'de Marie Claire çıkacağını duydum. Küçüklükten beri Fransız edisyonunu takip ediyordum. 2 ay sonra Marie Claire'ın genel yayın yönetmeni Suay Aksoy beni aradı. Moda editörlüğü teklif etti ve 1989 Nisan ayında Marie Claire'de çalışmaya başladım.

- O zamanlarda Marie Claire'deki çalışma şartları nasıldı?

5-6 kişilik bir yazı işleri ekibi vardı, derginin hazırlanış şekli teknik açıdan bugünkünden çok farklıydı. Sayfaların filmleri oluşuyor o filmleri de pikajörler baskıya hazırlıyordu, oldukça ilkel metodlardan buralara geldik anlayacağınız. Bütçelerimiz kısıtlıydı ama Marie Clarie markasının gücü vardı.

- Peki iyi bir moda editöründe ne gibi özellikler olmalıdır?

İlk önce derin bir hayat bilgisi olması gerekir, onun getirdiği de kuvvetli bir hayal gücü... Hazırlanan sayfalar bütün bunların dışa vuruşu aslında, o yüzden de ismi moda editörü olsa da yapılan iş sadece modayla ilgili değil. En önemli ikinci unsur ise organizasyon yeteneği, bir çekimde doğru kasting ve prodüksyon  yoksa başarılı olması da mümkün değil.  



- Moda editörü olmasaydınız ne iş yapardınız?

Mimar olmak çok isterdim ama doğru zamanda doğru iş karşıma çıktığı için çok şanslı addediyorum kendimi, bir kadın için yapılabilecek en zevkli meslek bence yayıncılık.

- Marie Claire'i tanımlayacak en doğru cümleler hangileri?

Dergicilikte üstlendiğimiz misyonlar var. Marie Claire günü takip ederek bunu okuyucularınla paylaşan, gerçek hayatlardan değişik kesitlere yer vererek kadınların ufuklarını açan, onlarla arkadaşlık edip, zaman zaman da yol gösteren bir dergi. Samimi ve sıcak....

- 'Marie Claire kadını...' diye devam eden bir cümleyi nasıl tamamlardınız?

Mütevazı, etkileyici, güçlü, çağdaş, duygulu, bir kere gördükten sonra kolay kolay aklınızdan çıkmayacak bir kadın Marie Claire... Hiç ama hiç sıradan değil!

- Marie Claire'e başladığınızda neyi hedeflemiştiniz?

 Doğrusu hiçbir zaman bir hedefim olmadı ama gizli bir hırsım var. Dergicilikte günler, aylar, yıllar farkına varmadan geçiyor bu süre zarfında da yaptığım işe karşı duyduğum heyecan o kadar kuvvetliydi ki fena işler çıkmadı galiba ...

- Sizce Türkiye'de dergilerin tirajları neden düşük?

Meraklı insan sayısı çok az. Hobisi olan kişi sayısı da az. Merak eksikliğinden Türkiye'de az dergi okunuyor. Kuaförde, kafelerde kadınlar önlerindeki derginin sayfalarını çevirirken bir taraftan da etraflarını inceliyorlar. Günler boyunca emek harcayarak hazırlanıyor o dergi... Bir başucu dergisi hazırlıyoruz biz.



- Biraz da yazı işleri toplantılarınızdan bahsedelim... Nasıl geçiyor toplantılarınız?

 Görsel yönetmenler, moda editörleri, yazarlar bütün ekip toplanıyoruz, reklamda geliyor. Herkes tek tek o ay için önereceği konularla toplantıya katılıyor. Söyleşi ve çekim yapılacak insanlara karar veriyoruz. Araştırma konularımız da var. Ayın ilk iki haftası kimseyi dergide göremezsiniz. Kimi çekimde, kimi söyleşide kimi de ürün seçiminde oluyor.

- Marie Claire'in sizce en ses getiren sayıları hangileriydi?

90'lı yıllarda moda çekimlerini dünyanın dört bir yanında  organize etmeye başlayıp bu seyahatlerin çekim arkası fotoğraflarına da dergide geniş yer ayırdık, okuyucumuzla paylaştığımız bu maceralarımız bizi onlara daha da yaklaştırdı. Bu arada ünlülerle veya cemiyet hayatının tanınmış isimleri ile prodüksiyonlu çekimleri de ilk biz gerçekleştirdik, seneler içinde de oldukca gelişti. Bunlardan en çok ses getirenlerden ilki Harika Avcı ile yaptığımızdı, olduğundan çok farklı bir styling ile bambaşka birisi olmuştu; nerdeyse kimse tanıyamadı. Tarkan’ı kapak yaptığımız 1996 Ağustos  yine en çok sattığımız  sayılarımızdan biriydi. Herkesin en çok eğlendiği bunun da fotoğraflara yansıdığı hepimiz için çok hoş bir anı olan 1994 Yılbaşı çekimi ise senelerce konuşulmuştu. Ekip o kadar iyiydi ki! Mustafa, Caroline, Ömer Koç, Rana Tabanca, Zeynep Keyman, Mehmet Garan, Berna Akar, Engin Bayraktar, Ufuk Koyuncuoğlu, Şehnaz, Rıza Tansu , Christina Giraud... Son senelerin en çok sattıranları ise son iki kapağımız, Özge Ulusoy ve Küçük Sırlar dizisinin oyuncularından Merve&Burak çiftininki oldu.



- Son günlerde moda blogları çok takip ediliyor. Takip ettiğiniz bloglar var mı?

 Cherry Blossom Girl,  Sartorialst, Habitually chic, Volt café , o kadar çok var ki …

- Çalışma arkadaşlarınızda ne gibi özellikler arıyorsunuz?

 Kişinin gözündeki ışık ve heycanı benim için önemli. Mutlaka lisan bilmeli, dünyayı takip edebilmek için...

- Türkiye'nin ilk moda editörü olarak modayı tanımlasanız...

Modanın herkese göre değişen bir tanımı olduğunu düşünmüyorum, her konuda yenilik arayışından dolayı ortaya çıkan bir kavram. Amaç "yenilik" olunca da çabuk tüketilen ve sürekli eskiyen ...  

- Moda editörü kimliğinizle kiminle röportaj yapmak isterdiniz?

Lee Radziwill ile hem röportaj yapmak hem de Amalfi Coast’ta bir çekim yapmak isterdim.



- Kendi giyim tarzınızı nasıl tanımlarsınız?

Ben tanımlayamam ama anlatabilirim...O kadar aynı tarz kıyafetler alıyorumki fark etmeden hepsi birbirine uyuyor, hatta gündüz için aldığım herhangi bir parçayı küçük bir aksesuvarla gece kıyafetine bile çevirebiliyorum rahatlıkla, burdan da anlayacağınız gibi iddiasız giyiniyorum, püf noktam bu. Bir de yeni kıyafet sevmiyorum, severek aldığım her şeyimi senelerce giyiyorum, çoğu zaman bu sezon satın aldığım bir parçayı bir dahaki sene giymeye başlıyorum. Marka merakım yok ama kalite merakım çok var!

- Cemiyet hayatından giyim tarzını beğendiğiniz isimler var mı?

Türkiye’de Sevinç Bengisu, Sernur Dinçkök ve Nükhet Eczacıbaşı ilk üçüm... Son derece sade giyiniyorlar ama her giydikleriyle kendilerini ne kadar iyi hissettikleri belli oluyor o yüzden de çok şık  duruyorlar.

- Dünyaca ünlü yıldızlardan kimler var tarzını beğendiğiniz?

Cate Blanchett ve Tilda Swinton'un  tarzlarını çok beğeniyorum. Aslında ikisi de konumları ve işleri gereği en yeni koleksiyonlardan giyiniyorlar. Fakat seçimlerinin duruluğuyla ortaya cıkan görüntü o kadar kuvvetli ki bana Rothko’ nun bazı tablolarını çağrıştırıyor .

- Türk kadını sizce nasıl giyiniyor?

Stil yaratmak cesaret işidir, eleştirilerden korkmamak gerekir. Şimdiki gençlerde müthiş bir medeni cesaret var bu  yüzden de içlerinden birçoğunun tarzları çok hoş. Hiç adını duymadığınız yerlerden son derece uygun fiyatlara alışveriş yapıp şehrin "sokak modası" nı yaratıyorlar. Biraz daha orta yaşlı, alım gücü daha yüksek olan diğer bir kesim için ise ünlü markaların kıyafetlerine ulaşmak son senelerde çok kolaylaştı bu aslında daha şık olmayı, kendi stilini oluşturmayı kolaylaştıracakken anlamadığım şekilde bir sürü marka bağımlısı üretti. Biraz bilinçsizlik yok mu sizce de?

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR