HT KULÜP

"Annelik iş hayatından daha zor"

Cemiyet hayatının seçkin isimlerinden siyaset dünyasından yakından tanıdığımız Cavit Kavak'ın eşi olan ve akademik kariyeriyle ön plana çıkan Prof. DR. Neşe Kavak işindeki başarısıyla dikkat çekiyor. Kendisini işine adayan ve mesleğini ödülleriyle süsleyen ünlü iş kadını Neşe Kavak, Kısıklı'daki evinin kapılarını HT Kulüp'e açarken, çocukluk günlerinden aile hayatına ve anneliğe kadar herşeyi HT Kulüp Yazı işleri Müdürü Reşit Özet'e anlattı...

Röportaj: Reşit Özet
Fotoğraflar: Onur Aydın



*Neşe Hanım biraz eskiye giderek  şuan oturduğunuz ve çocukluğunuzun geçtiği evinizdeki   aile yaşantınızdan biraz bahsedebilir misiniz?

 Aslında şuan röportajımızı gerçekleştirdiğimiz bu evin bizim için değişik bir anlamı var. Ben bu evde doğdum, büyüdüm. Bu bahçenin girişindeki büyük ahşap ev annem ve babama ait. Dedem burayı 75 sene önce almış. Biz Çamlıca'daki en eski ailelerden bir tanesiyiz. Annem bu eve gelin gelmiş ve biz 5 kardeş burada doğduk, büyüdük. Yani kökten Çamlıca'lıyız. Biz 5 kardeş aynı bahçenin içerisinde oturuyoruz, hepimizin kendi evi var. O yüzden Çamlıca'nın bizim için anlamı büyüktür. Nerelisiniz diye sorduklarında cevabım genellikle ''Çamlıcalı'' oluyor. Aslında köken olarak Karadenizliyim. Anne tarafım Trabzon, baba tarafım Rize'li. Ama her ikiside İstanbul doğumlu.

*Eğitim hayatınızdan bahsedebilir misiniz?

1986 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden mezun oldum. Arkasından kadın doğum ihtisası başladı. Türkiye'deki ilk TUS (Tıpta Uzmanlık Sınavı) sınavına girenlerdendim ben. O sınavı kazanarak kadın doğum ihtisasını kazandım, sene 1987. 1 sene zorunlu hizmeti bitirdikten sonra akademik kariyerim başladı. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde önce yardımçı doçent ardından doçent oldum. 2001 yılında 38 yaşında profesör oldum. 10 gün sonra başhekimlik görevime atandım. O yüzden benim için 2001 yılı çok önemlidir. 10 yıl kadar Mrmara Üniversitesi Hatanesi'nde başhekimlik görevinde bulundum. O zaman herhalde Türkiye'nin en genç başhekimlerinden biriydim. Aynı dönemde yine akademik olarak bilim için çok önemli sayılabilecek Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde kadın hastalıkları doğum ana bilim başkanlığını 2 dönem boyunca yaptım. Bu da benim akademik kariyerim açısından dönüm noktalarımdan birisidir. Çünkü akademisyen olmak farklı bir olay, yönetici olmak çok farklı bir olay. Zaman zaman geçmişe dönüp baktığım zaman akademik çalışmalarda bulunmak, araştırmalar yapmak, yayın yapmak, kitap yazmak, toplantılarda konuşmacı olmak vs. bunlar ayrı bir alan. Yönetici olmak yani kürsiyi yönetmek, hastaneyi yönetmek çok farklı bir alan. Bazen her olay için farklı bir yüz takındığımı düşünürdüm. Yani öğrencilerle konuşurken farklı bir Zehra Neşe Kavak, kliniği yönetirken farklı bir Zehra Neşe Kavak, hastalarla ilgilenirken farklı bir Zehra Neşe Kavak. Sonuçta insanın kişiliğini bu farklı roller oluşturuyor diye düşünüyorum. Her kalıbın size kattığı farklı şeyler var. Yıllar geçtikçe bunun daha da fazla farkına varıyorsunuz. Çok güzel şeyler yaptık, öğrenciler, asistanlar yetiştirdik. O asistanlar şimdi uzman oldu Anadolu'nun dört bir yanına dağıldı ama özel günlerde mesaj atmaları, hatırlanmak çok farklı, güzel bir duygu.

*Peki eşiniz Cavit Bey ile nasıl tanıştınız, evlenmeniz kariyerinizi etkiledi mi?

Eşimle tanıştığımda 27 yaşındaydım. Kadın doğum ihtisasımın son yılındaydım. 3 ay içinde evlenmeye karar verdik. 26 Ağustosta da evlendik. Eşim çok anlayışlı bir insan. Biz evlendiğimiz zaman Cavit daha politikanın içindeydi, Ankara'daydı. Uluslararası görevleri de vardı, çok sık seyehatleri oluyordu. Ben daha çok İstanbul'daydım. Çünkü benimde o zamanlar kariyer telaşlarım başlamıştı. Şimdi diyorum ki iyi ki kariyerimi bırakıp eşimin peşinden gitmemişim. Eşinizden gurur duymak çok güzel bir olay ama ben insanın kendi kariyeri, kendi başarıları kadın ya da erkek olsun hiç farketmez bence çok önemli.



*Eşiniz o dönemler siyasetin içerisindeydi ve sizin işlerinizde doğal olarak yoğundu. Zor bir dönem olmadı mı?

Eşimin politika hayatı aktif bir politika hayatıydı. Milletvekilliği yaptı, başkanlık yaptı vs. Ama ben o suları çok iyi ayarladım. İstanbul'da kaldım, Ankara'daki politik hayattan uzak kaldım. Sonuçta kadın doğum hekimliği her olaya müsade eden, rahat bir meslek tarzı değil. Hastalarınız var, acil vakalarınız var, takip etmek zorunda olduğunuz programlarınız var. O yüzden o gidip geliyordu İstanbul'a. Ben biraz gidip geliyordum. O şekilde dengelendi. Sonra Cahit politik hayattan çekildikten sonra ben başhekim ve ana bilim başkanı oldum. Kariyer hayatım daha fazla hareketlendi. O dönemde de eşim bana çok yardımcı oldu. Derler ya her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır diye, ben her başarılı kadının arkasında da bir erkeğin olduğuna inanıyorum. Eşinizin size moral desteği vermesi çok öenmli bence. Destekleyici bir eş kariyer hayatını etkileyen en önemli etkenlerden biri. Aksi takdirde kafanız boş olmaz. Huzurlu bir aile ortamı her zaman çok öenmli diye düşünüyorum.

*Mesleğiniz boyunca sizi onurlandıran, sayısız özül almışsınızdır. Bunlardan bahsedebilir misiniz?

Tabi onurlandırıcı deyince çok güzel anılarımız var. 2004 yılında  Dünya Perinatoloji Derneği yönetim kuruluna seçildim. Türkçesi Dünya Gebelik Birimi Derneği. O zaman bu derneğe seçilen ilk Türk doktordum. 2 sene sonra  Uluslararası Perinatoloji Akademisi'ne üye seçildim. Dünyadaki kadın doğum alanındaki en saygın kuruluşlardan bir tanesidir. Dünya üzerinde sadece 55 tane üyesi var. Buraya seçildiğim zaman da ilk ve tek Türk doktordum. 4 sene sonra da Dünya Bilim ve Sanat Akademisi'ne üye oldum. 2 sene sonra da Dünya Bilim ve Sanat Akademisi'nin mütevelli heyetine seçildim. 2 yıl bu görevde kaldım. Bunlar benim uluslarasındaki en büyük mutluluk duyduğum olaylardır. Gerçekten onur verici olaylar. Akabindede yurt dışında ve yurt içinde bir sürü ödüllerim oldu. Yılın kadını ödülü, yılın sağlık ödülü, yılın bilim kadını ödülü... Yani çok ödül aldım, sayamıyorum artık onları. Bunların hepsi benim için çok öenmli ve özel.

*Sektörde oldukça başarılı biri olarak sektöre yeni başlayacak olan genç girişimcilere ne gibi tüyolar verebilirsiniz?


 Bir kere ben hayat felsefesi olarak William Churchill'in bir sözü var; ''Never never never give up.'' yani asla asla asla vazgeçme. Başarı için asla asla asla vazgeçmemek çok önemli. Bıçak kemiğe dayansa da, kaçacak yerin kalmasa da, artık öldüm bittim dediğin anda bile kalkıp yeniden yürüyebiliyorsan bu aslında her şeyin dödüğü noktadır. O yüzden hayatta prensip olarak çok küçük yaşlarda vazgeçmemeyi öğrendim. Ben ilkokul, ortaokul, lisede hep okul birincisiydim. O yüzden vazgeçmemek çok önemli. Bunun dışında ben özellikle son sınıf öğrencilerime ve çocuklarıma da aynı şekilde şunu tavsiye ediyorum;  asla para ya da kariyer için çalışmayın, başarı için çalışın. Para ya da kariyer odaklı çalışırsanız bu size çok şey kaybettirebilir. Ama başarı odaklı, başarı için çalışırsanız bu size hem parayı hem kariyeri getirir. Bunun altını hep çiziyorum.



*Anne oldunuz. Anne olduktan sonra hayatınızda neler değişti?

Annelik çok farklı bir olay, gerçekten. Aslında bana sorsanız annelik mi daha zor yoksa iş hayatı mı diye annelik derim. Gerçekten anne olmak çok farklı bir konu. Çocuğa yeteri kadar özen gösterebilmek, onları dinleyebilmek, onların seviyesine inebilmek, onların düşüncelerini anlayabilmek bunlar zor şeyler. 2 tane oğlum var. Büyüğü 22 yaşında Mehmet. Şimdi New York'da Uluslararası İlişkiler ve Ekonomi son sınıf okuyor. Küçük oğlum Hasan'da Koç Lisesi'nde 3.sınıf okuyor. Onunda yavaş yavaş üniversite telaşı başladı. İkiside çok iyi çocuklar, onlarla gurur duyuyorum. Evet annelik çok özel bir konu, çok çok özel.

*Herkesin çocukken hayalini kurduğu bir meslek vardır. Sizin ki neydi?

 Ben doktor ya da iş kadını olmak istiyordum. Bana Allah nasip etti iş hayatına da girdik bir şekilde. Yani kariyer öyle bir devam etti ki şimdi sizinle konuşunca aklıma geldi bu konu, akademik hayatım devat etti, yurt içinde yurt dışında bir yerlere gelindi. Şimdi iş hayatına girdik. Doktor arkadaşlarımdan oluşan bir grupla Tıp Fakültesi Vakıf Hastanemizi, Akademik Hospital'ı bundan yaklaşık bir 9 ay önce satın aldık. Şimdi onun yönetimindeyim, oranın yönetim kurulu başkanıyım. Yani şuan iş hayatının içindeyim, bir şekilde iş hayatına da girmiş oldum.

*Bir gününüz nasıl geçer?

Genellikle sabahları çok erken kalkıyorum. Küçük oğlum Hasan okula gidiyor, az önce söylemiştim. Sabah 6 gibi onunla birlikte kalkıyoruz, o sabah 6 buçukta okula gitmek için ayrılıyor. Ardından ben hazırlanırım. Saat 7 buçuk 8, bazen de 8 buçuk gibi hastanede oluyorum. Üniversitedeki Tıp Fkültesi Kadın Doğum Ana Bilim Dalı'ndaki görevim devam ediyor. Ama bu aralar Akademik Hospital'da biraz daha fazla mesai içerisindeyim. Sabahları ameliyatım varsa o oluyor. Öğleden sonra ömğrencilerin dersleri vs. Bu arada kendi özel kliniğimde var, kendi adımda. Kadın doğum hastalıkları doğum kliniği. Öğleden sonra hastalarımı orada görüyorum. Akşam Akademik Hospital'a uğrar ve muhakkak günlük çalışma planını gözden geçirip toplantılara katılırım. Eve gelmem akşam 8 buçuk 9 u buluyor. Yani yoğun bir hayat.

*Bir kadın doğum profesörü olarak, yurt dışıyla ülkemizi kıyasladığımız zaman aradaki farklılıklar  neler?

 Tıbbi faaliyetler ve hastalara yardım götürmek açısından Türkiye'deki sistem artık yerine oturdu. Bunu kabul etmek gerekli. Ben kendi alanım için konuşayım, Amerika'da ne yapılıyorsa, İngiltere'de ne yapılıyorsa Türkiye'de de aynısı yapılıyor. Bir eksiklik yok. Doktorlarımız son derece iyi eğitimli. Yine çarpıcı bir şey özellikle bizim alanda yurt dışında yapılan yayın sayısı son yıllarda inanılmaz derecede arttı. Bu yayınlara gelen atıf sayısı da oldukça anlamlı bir şekilde arttı. Bunların hepsi çok yüz güldürücü olaylar. Bunun haricinde hizmet seviyesi ve bilgi kalitesi açısından hiç bir fark görmüyorum. 2007 yılında New York Cornell Üniversitesi'nde ki bu üniversite tıpta dünyada ilk ondan 3 ya da 4'tür, misafir profesör olarak ders vermek için davet edildim. O zaman biz buarada 3 boyutlu ultrason kullanımıyla ilgili yayınlar yapmıştık. O yayınların çok beğenilmesiyle birlikte üniversitede ders vermek üzere davet edildim. Bizim alanımızda bizim yaptığımız işler oldukça yüz güldürücü, bunu söylemek durumundayım.

*Kendinizi kelimelerle anlatacak olsanız hangilerini tercih edersiniz?

En sevmediğim yanımdan başlayayım. Çok sabırsızımdır. Gerçekten çok sabırsız bir kişiliğim var. İşlerin çok hızlı olmasını isterim. Bir şeyi istediğim zaman hemen yapılmasını isterim. Yavaş insana tahammülüm yoktur. Burcum da yengeç. En sevdiğim yönüm ise çok vefalıyımdır. İnsan ilişkilerinde çok vefalı olduğum söylenir. Bende bu konuda kendimi çok takdir ediyorum. İyi düşünürüm, iyi kalpliyimdir. Ainstein'in bir sözü vardır ''İnsanlar zengin, akıllı, fakir, deli diye ayrılmazlar. İnsanlar iyi ve kötü diye ayrılır.'' Gerçekten çok severim bu sözü ve katılırım. İyi olmak farklı bir olay. Genellikle iyilik için çalışırım. İnsanlara iyiliğim, faydam olsun diye düşünürüm. Diğer türlüsünü bu zamana kadar hiç düşünmedim inşallah Allah bundan sonra da düşündürmeyi nasip etmesin. Yine biraz mükemmelliyetçiyimdir. Ama o huyumu yaş arttıkça yavaş yavaş bırakmaya başladım. Biraz oluruna bırakıyorum olayları artık. Çünkü sonuçta şunu görüyoruz, her şey olacağına varıyor bir şekilde.

*Sosyal sorumluluk projelerini takip ediyor musunuz? Sizce ülkemizde hangi alanlara daha fazla yoğunlaşılmalı?

Ben aynı zamanda Türkiye İş Kadınları Derneği'nin başkan yardımcısıyım. 10 yol önce kuruldu, 10 kurucu üyemiz var. Türkiye İş Kadınları Derneği bu tür sosyal sorumluluk projelerine destek olan bir dernek. Bende bu anlamda bu projelerin içindeyim. En son Suruç'taki mülteci kampları için bir yardım kampanyası başlattık. 3 hafta önce 3 arkadaş oraya gittik, Urfa Suruç'taki mülteci kamplarını gezdik. Bu cumartesi günü tekrar gideceğiz. O bölge için hazırladığımız yardım programlarını yanımızda götüreceğiz. Sağolsun Urfa Belediye Başkanı çok yardımcı oldu bize. Zaten kendisi canla başla çalışıyor orada. Çalışmalarını bizzat kendimiz de gördük. Bu tür programların içinde olmaya çalışıyorum vaktim el verdikçe ama bence gerçekten bu proje Türkiye'deki barış sürecine katkıda bulunabilecek öenmli projelerden bir tanesi. Bunun üzerinde durmak lazım.



*Modayla aranız nasıl? Kendi giyim tarzınızı nasıl tanımlarsınız?

Moda tabi bütün hanımların olmazsa olmazı. Bende özellikle bakarım moda dergilerine nedir, ne değildir diye. Fakat çok klasik bir laf olacak ama benim için de gerçekten rahatlık öenmli. Kendimi rahatsız hissettiğimö hiç bir kıyafeti giyemem. Genellikle düz kalıplı kıyafetleri tercih ederim. Kendi stilimin olduğunu düşünüyorum, Aşırı aksesuar, aşırılıktan hiç hoşlanmam. Genellikle sade giyinirim.

*Tasarımlarını beğendiğiniz modacılarımız var mı?

Dilek Hanif bence çok başarılı. Çok da iyi bir arkadaşımız. Bence gerçekten çok başarılı bir modacı, tasarımlarını çok beğeniyorum. Hem gece hem gündüz için kıyafetleri çok başarılı. Onun haricinde Suzan Toplusoy. Onun da tasarımlarını çok başarılı buluyorum. Türkiye'den herhalde bu ikisini çok rahatlıkla söyleyebilirim.

*Yoğun bir tempo sonrasında eşinizle neler yapmak sizi dinlendirir? İstanbul'un tadını nasıl çıkarıyorsunuz?

Kış aylarında gezmeye de tatile de pek zamanımız olmuyor. Genellikle çocuklarla beraber tatili yaz aylarına ayırıyoruz. Çünkü benimde yaz aylarında iş yoğunluğum daha azalıyor. Bizim kaçış mekanımız Antalya. Ben Antalya'yı çok seviyorum. Benim için tatil sessizlik demek. Ben öyle çok patırtılı gürültülü tatilden hoşlanmıyorum. Çocuklarla beraber Antalya'da sürekli gittiğimiz bir yer var böyle ağaçların, kuş seslerinin arasında. 10-15 günlük tatil bizim için çok iyi oluyor. Onun haricinde zaten benim yurt dışında sürekli toplantılarım var. Bu toplantılar sayesinde normalde gidemeyeceğim yerlere gittim. Mesela Filipinler'e gittim, Arjantin'e gittim, Uruguay'a vs. gittim. Yani dünyanın çok değişik yerlerine mesleğim dolayısıyla ya davetli konuşmacı olarak ya da bağlantılarım nedeniyle davet edildim, gittim. Bunlar şans diye sayıyorum. Şimdiye kadar saydım, dünyanın 45 farklı ülkesine davetli konuşmacı olarak gitmişim. Bunun içinde Avrupa'sıda var, Amerika'sıda var, Avustralya'sıda var, Japonya'sıda var. Tabi bunlar hayatın zenginlikleri, hoş şeyler.

*Son olarak olmazsa olmazlarınız var mı? Neleri affetmezsiniz?

Belirli bir yaşa gelmiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki hayatta affedilmeyecek bir şey yok. Her şeyi affediyorsunuz. Bir kere ben hayatta hiç kimseyi yargılamam. Yargılamak Allah'a mahsustur. Birisi onu yapıyorsa kendine göre sebepleri vardır. Kendi kriterlerinize göre bakmamak lazım. Ve affedilmeyecek bir Şeyin olamadığını düşünüyorum. Zaman her şeyin ilacı ama ihaneti hiç sevmem. Sizin iyilik yaptığınız birisinin size arkasını dönmesini unutmuş gözükürüm ama unutmam.

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR